SİNORETİK Fort (Tablet)
Kullanım Şekli:
Sinoretik fort başlangıç tedavisinde kullanılmaz. Monoterapiye,
örneğin 20-40 mg lisinopril monoterapisiyle kontrol altına alınamayan
hastalarda Sinoretik (20 mg lisinopril + 12.5 mg hidroklorotiyazid
kombinasyonu) tedavisine geçilebilir. Bu dozun yeterli olmadığı
hastalarda hidroklorotiyazid dozu yükseltilmek istendiğinde, Sinoretik
fort (20 mg lisinopril + 25 mg hidroklorotiyazid) kullanılmalıdır.
Normal koşullarda, Sinoretik dozu günde 1 ya da 2 tablettir. Kreatinin
klirensi 30 ml/dakikanın üzerinde olan hastalarda normal doz
kullanılabilir. Ağır böbrek yetmezliği olanlarda, tiyazid türevi
diüretik yerine bir loop diüretiği lisinopril tedavisine eklenmelidir.
Dolayısıyla bu grup hastalarda Sinoretik ya da Sinoretik fort
kullanılması önerilmez.
Endikasyonları:
Kombine terapiyi gerektiren hastalarda esansiyel hipertansiyonun tedavisi için
kullanılır.
Kontrendikasyonları:
Anüride kontrendikedir. İçindeki maddelerden herhangi birine hassasiyeti
olanlarda, geçmişinde ADE tedavisi görürken bu tedavi ile bağlantılı
anjiyonörotik ödem geçirmiş olan hastalarda kullanılmamalıdır. Diğer
sulfonamid türevi ilaçlara hassasiyeti olanlarda kullanılmamalıdır.
Uyarılar:
Bütün antihipertansif terapilerde olduğu gibi, bazı hastalarda semptomatik
hipotansiyon görülebilir. Bu olay nadiren komplikasyonsuz hipertansif
hastalarda da görülebilir fakat, sıvı ve elektrolit dengesizliğinde
görülme olasılığı daha yüksektir; örneğin sıvı azalması, hiponatremi,
hipokloremik alkaloz, önceki diüretik tedavi ile ilgili hipomagnezemi
veya hipokalemi, tuz diyeti, dializ, veya başka hastalığa karışan
diyare ve kusma. Bu durumdaki hastalarda, belirli aralıklarda, serum
elektrolitlerinin periyodik tayini yapılmalıdır. Aşırı hipotansiyon,
miyokardiyal enfarktüse veya serebrovaskülar aksidana neden
olabileceğinden iskemik kalp rahatsızlığı olan veya serebrovaskülar
hastalığı bulunanlar bu ilaç ile tedavi görürlerken özel bir dikkatle
takip edilmelidirler. Hipotansiyon görülürse, hasta sırtüstü
yatırılmalı ve eğer gerekirse, normal salin intravenöz infüzyon yolu
ile uygulanmalıdır. Kan hacmi ve basıncı düzenlendikten sonra, daha
düşük dozlarda tedavinin yeniden başlatılması mümkün olabilir; veya
ilaç içindeki etken maddelerden biri tercih edilip tek başına
kullanılabilir. Tiyazidler, böbrek bozukluğu olan hastalarda
kullanılması için uygun değildir. Önceden herhangi bir böbrek
rahatsızlığı olmayan bazı hipertansif hastalarda, lisinopril
diüretikler ile kombine olarak verildiğinde kanda üre ve serumda
kreatinin düzeylerinde minör ve geçici bir artış gözlenir. Eğer böyle
bir durum bu kombinasyonda görülürse, kombine tedaviye devam
edilmemelidir. Azaltılmış dozlarda tedaviye yeniden başlamak
mümkündür; veya etken maddelerden herhangi biri tek başına
kullanılabilir. Bilateral böbrek arter stenozu veya soliter böbreğe
giden arterin stenozu ve ADE inhibitörü kullanan bazı hastalarda kan
üre ve serum kreatinin düzeylerinde yükselmeler görülebilir ki bu
durumlar terapiye sonverildiğinde geriye döner. Tiyazidler, bozulmuş
hepatik fonksiyon veya progresif karaciğer hastalığı olan hastalarda
dikkatle kullanılmalıdır, çünkü sıvı ve elektrolit dengesinde hafif
farklılıklar hepatik komayı presipite edebilir. Büyük bir ameliyata
girecek olan veya hipotansiyona neden olabilecek anestezi altında
bulunan hastalarda lisinopril kompense renin salgılanmasına sekonder
olan angiotensin II oluşumunu bloke edebilir. Eğer hipotansiyon
görülürse ve bu mekanizmadan kaynaklandığı düşünülüyorsa, hacim
genişletilerek bu durum düzeltilebilir. Tiyazid terapisi glukoz
toleransını bozabilir.İnsulin dahil antidiyabetik ajanlar için dozaj
ayarlaması gerekli olabilir. Tiyazidler idrardan kalsiyum itrahını
azaltabilir ve serum kalsiyumunda intermitan ve hafif yükselmeye neden
olabilir. Belirgin hiperkalsemi gizli hiperparatiroidizmin bir
göstergesi olabilir. Tiyazidler ile tedaviye, paratiroid fonksiyon
testleri yapılmadan önce ara verilmelidir. Kolesterol ve trigliserit
düzeylerindeki artış tiyazidlerin diüretik terapisi ile ilgilidir.
Tiyazid terapisi, bazı hastalarda hiperürisemi ve/veya gut gelişimini
hızlandırabilir. Ancak, lisinopril idrarda ürik asiti arttırabilir ve
böylece hidroklorotiyazidlerin hiperürisemik etkilerini azaltabilir.
Lisinopril dahil ADE inhibitörü ile tedavi gören hastaların
yüzlerinde, el ve ayaklarında, dudak ve dillerinde, glotis ve/veya
larenkslerinde nadiren anjiyonörotik ödem tesbit edilmiştir. Böyle
durumlarda, lisinopril alınması derhal durdurulmalı ve semptomlar
tamamiyle ortadan kaldırılıncaya kadar hasta izlenmelidir. Yüz ve dil
ile sınırlı kalan şişmeler, çoğunlukla tedavi edilmeden geçer; ancak
semptomlardanrahatlamak için kullanılan antihistaminiklerin faydası
olur. Gırtlakta görülen anjiyonörotik ödem fatal olabilir. Dil, glotis
ve larenks’i kapsayan şişmelerde hava yolu tıkanabilir; ve böyle bir
durumda 1:1000 oranında adrenalin solüsyonu (0.3-0.5 ml) subkütan
olarak derhal uygulanmalıdır. ADE inhibitör terapisi ile ilgisi
olmayan anjiyoödem geçmişi olan hastalar, ADE inhibitörlerini
kullandıklarında anjiyoödem için artan bir riske maruz kalırlar.
Geçmişinde alerji veya bronşiyal asthma görülmemiş hastalar, tiyazid
kullandıklarında hassasiyet reaksiyonuna maruz kalabilirler.
Tiyazidlerin kullanımı ile sistemik lupus eritemi aktive olabilir veya
şiddeti artabilir. Desensitizasyon tedavisi süresince ADE inhibitörü
kullananhastalarda devamlı olarak anafilaktik reaksiyonlar
görülebilir. Aynı hastalarda, ADE inhibitörü verilmediği zamanlarda bu
reaksiyonlar önlenmektedir fakat bu durumlar unutularak kazara ilaç
tekrar kullanıldığında anafilaktik reaksiyonlar tekrar oluşabilir.
Böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hastalarda
kullanılmamalıdır. ADE inhibitörleri ile tedavi görüp aynı anda,
belirli hemodiyaliz işlemlerine tabi hastalarda (örneğin yüksek – flux
membranları AN 69) anafilaktik reaksiyonlar görülmüştür. Böyle
hastalarda farklı tipte diyaliz membranları veya farklı sınıfda
antihipertansif ajanları kullanmaları önerilir. ADE inhibitörleri
kullananlarda öksürük rapor edilmiştir. Tipik olarak öksürük inatçı ve
non-produktif olup tedaviye son verildiğinde geçer. ADE
inhibitörlerinin teşvik ettiği öksürük, öksürüğün diferansiyel
diyagnozu olarak kabul edilmelidir. ADE inhibitörleri, gebelerde 2. ve
3. trimesterlerde kullanıldığında fetal ve neonatal morbidite ve
mortaliteyesahiptir. ADE inhibitörlerinin bu devrede kullanılması ile
yeni doğanda hipotansiyon, böbrek yetmezliği, hiperkalemi ve/veya
kafatası hipoplazisi dahil fetal ve neonatal hasarlar
ilişkilendirilmiştir. Muhtemelen fetal böbrek fonksiyonunun azalmasını
temsil eden maternal oligohidraminios görülmüştür ve el-ayak
kontraktürlerine, kraniofasiyel deformasyonlara ve hipoplastik
karaciğer gelişimine neden olabilir. Fetüs ve embriyoda görülen advers
etkiler sadece ilk üç trimester ile sınırlı intrauterin ADE
inhibitörüne maruz kalmak ile ilgili değildir. Sağlıklı gebelerde
diüretiklerin rutin kullanılması önerilmez. Lisinopril’in anne sütüne
gecip geçmediği bilinmemektedir; ancak tiyazidler anne sütüne
geçerler. Çocuklarda kullanım etkinliği ve güvenilirliği tesbit
edilmemiştir.
Yan Etkileri:
En iyi bilinen klinik yan etkisi başdönmesi olup dozun azaltılması ile
düzelir; nadiren tedaviye ara vermeyi gerektirebilir.Diğer yan
etkileri baş ağrısı, kuru öksürük, yorgunluk ve ortostatik
hipotansiyon dahil hipotansiyondur. Nadiren, diyare, bulantı, kusma,
ağız kuruluğu , döküntü, gut, palpitasyon, göğüsde rahatsızlık hissi,
kas krampları ve güçsüzlük, parestezi, asteni ve impotans görülebilir.
Yüzde, kol ve bacaklarda, dudaklarda, dilde, glotisde ve/veya
larenksde nadiren anjiyonörotik ödem görüldüğü bildirilmiştir. Ateş,
vaskülit, miyalji, artralji/artrit, pozitif ANA, yükselmiş ESR,
eozinofili ve lökositoz, kızartılar, fotosensitivite, veya diğer
dermatolojik manifesto semptom komplekslerinden biri veya daha fazlası
görülebilir. Laboratuvar testleri üzerindeki etkileri nadiren klinik
düzeyde önemlidir. Ara sıra, hiperglisemi, hiperürisemi ve hiper -
veya hipokalemi bildirilmiştir. Geçmişinde herhangi bir renal
yetersizlik belirtisi olmamasına rağmen hastalarda minör ve geçici kan
üre nitrojen ve serum kreatinin yükselmeleri tesbit edilmiştir. Bu tip
artmalar inatla sürerse de ilacın alımı kesildikten sonra eski
düzeylere geri döner. Tedavi gören hipertansif hastalarda sık sık
hematokrit ve hemoglobin’de hafif azalmalar rapor edilmiştir fakat
böyle durumlar anemi için aynı anda bir başka sebep yok ise klinik
olarak nadiren önem kazanır. Seyrek olarak, karaciğer enzimlerinde
ve/veya serum bilirubin düzeylerinde yükselme rapor edilmiştir, ancak
bu durumların ilaçla direkt bağlantısı tesbit edilmemiştir.
Bildirilmiş olan diğer yan etkileri: Hidroklorotiyazid: Anoreksi,
gastrik iritasyon, kabızlık, sarılık (intrahepatik kolestatik
sarılık), pankreatit, sialoadenit, vertigo, ksantopsi, lökopeni,
agranülositoz, trombositopeni, aplastik anemi, hemolitik anemi,
purpura, fotosensitivite, ürtiker, nekroze damar iltihabı (vaskülit) (kuteneus
vaskülit), ateş, pnömoni ve pulmoner ödem dahil solunum distresi,
anafilaktik reaksiyonlar, hiperglisemi, glikozüri, hiperürisemi,
hiponatremi dahil elektrolit dengesizlik, kas spazmı, huzursuzluk,
geçici bulanık görme, böbrek yetmezliği, böbrek bozukluğu, ve
interstisyel nefrit. Lisinopril: Muhtemelen riski yüksek hastalarda
aşırı hipotansiyona sekonder, miyokardiyal enfarktüs veya
serebrovasküler aksidan, taşikardi, abdominal ağrı, davranış
değişiklikleri, mental konfüzyon, ürtiker, diaforez, hiponatremi,
üremi, oligüri/anüri, böbrek bozukluğu, akut böbrek yetmezliği,
pankreatit, hepatit (hepatosellüler veya kolestatik) ve sarılık.
Lökopeni ve trombositopeni de gözlenmiştir; nedensel bir ilgi tesbit
edilmemiştir.
İlaç Etkileşimleri:
Tiyazid diüretikleri ile gelişen potasyum kaybı, lisinopril’in potasyumu
koruyucu etkisi ile kompanse edilir. Potasyum suplemanları, potasyum
koruyucu ajanlar veya sofra tuzu yerine kullanılan potasyum tuzları
özellikle böbrek fonksiyon yetersizliği olan hastalarda serum potasyum
düzeylerini önemli ölçüde yükseltebilir. Eğer aynı anda bu ajanlardan
herhangi birisinin kullanılması mutlaka gerekiyorsa hastanın serum
potasyum düzeyleri yakinen izlenmelidir. Lityum genellikle diüretikler
ve ADE inhibitörleri ile birlikte verilmemelidir. Diüretik ajanlar ve
ADE inhibitörleri lityumun böbreklerden klirensini azaltırlar ve
yüksek riskde lityum toksisitesi ortaya çıkarırlar. Bu tip
preparatları kullanmadan önce lityum preparatlarının prospektüsleri
okunmalıdır. Indometasin, lisinopril ve hidroklorotiyazidler ile aynı
anda kullanıldığında ilacın antihipertansif etkinliğini azaltabilir,
tiyazidler tübokürarine olan cevabı arttırabilirler.
İlginizi Çekebilecek Diğer İlaçlar:
İlaç hakkında yorum yapın!