PHENYTOIN ANTIGEN (Ampul)
Kullanım Şekli:
Status epileptikus: Yetişkinlerde: Sürekli nöbetleri olan hastalarda diazepam
kullanımına takiben ve serial epilepsinin başlangıcında, 10-15 mg/kg’lık
yükleme dozu i.v. olarak yavaşça, dakikada 50 mg’ı geçmeyen sabit bir
hızda enjekte edilir. Yükleme dozunu takiben 100 mg’lık oral veya her
6-8 saatte bir intravenöz idame dozlar uygulanır. Çocuklar ve yeni
doğanlarda: 10-20 mg/kg i.v. olarak dakikada 1-3 mg/kg’ı aşmayan bir
hızda uygulanır. İdame doz genellikle 10-20 mg/l’dir.
Endikasyonları:
Fenitoin tonik-klonik (grand mal) tipinde status epileptikusun kontrol
altına alınmasında ve nöroşirürji ve/veya ağır kafa travması sırasında
ya da sonrasında konvülsiyonların önlenmesi ve tedavisinde endikedir.
Fenitoin ayrıca migren, trigeminal nevralji ve belirli psikozların
tedavisinde de kullanılmıştır. Ayrıca kardiyak aritmiler, dijital
entoksikasyon ve miyokard enfarktüsü sonrası olayların tedavisinde de
kullanılmıştır.
Kontrendikasyonları:
Fenitoin, fenitoin ya da diğer hidantoinlere aşırı duyarlılığı olan
hastalarda kontrendikedir. Ventriküler otomatisite üzerindeki etkisi
nedeniyle fenitoin sinüs bradikardisi, sino-atriyal blok, ikinci ve
üçüncü derece A-V blok ve Adams-Stokes sendromu olan hastalarda
kontrendikedir.
Uyarılar:
Yetişkinlerde intravenöz uygulama dakikada 50 mg’ın üstüne
çıkmamalıdır. İlaç yenidoğanlarda dakikada 1-3 mg/kg’ı aşmayacak hızla
uygulanmalıdır. Atriyal ve ventriküler depresyon ve ventriküler
fibrilasyonla birlikte şiddetli kardiyotoksik reaksiyonlar ve ölümler
bildirilmiştir. Ağır komplikasyonlar en sık yaşlılarda ya da ciddi
hastalık tablosundakilerde görülür. Fenitoin hipotansiyonlu ve ağır
miyokard yetersizliği olan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır.
Hipotansiyon genellikle ilaç intravenöz yolla uygulandığında ortaya
çıkar. İntramüsküler yol status epileptikus tedavisinde tavsiye
edilmez. Fenitoin ile, seyrek de olsa akut karaciğer yetmezliği
vakaları dahil, akut hepatotoksisite vakaları bildirilmiştir. Fenitoin
ile benign lenf düğümü hiperplazisi, psödolenfoma, lenfoma ve Hodgkin
hastalığı dahil lenfadenopati (lokal ya da yaygın) gelişmesi arasında
bir ilişki olduğunu düşündüren bazı vakalar bildirilmiştir. Bütün
lenfadenopati vakalarında uzun bir süre gözlem yaparak takip gerekir
ve konvülsiyonların alternatif antikonvülsan ilaçlar ile kontrol
altına alınabilmesi için gereken her şey yapılmalıdır. Kronik alkol
kullanımı serum düzeylerini düşürebilirken, akut alkol kullanımı
fenitoinin serum düzeylerini yükseltebilir. Fenitoin ile porfiride
alevlenme arasında bir bağlantı kuran izole vaka raporları göz önünde
tutulursa, bu ilacı söz konusu hastalıktan şikayetçi hastalara
fenitoin uygulanırken dikkat edilmelidir. Fenitoinin
biyotransformasyonu başlıca karaciğerde olur. Karaciğer işlevi
bozulmuş hastalar, yaşlı hastalar ya da ciddi hastalık
tablosundakilere erken toksisite belirtileri ortaya çıkabilir.
Fenitoin verilmiş olan bireylerin küçük bir bölümünün ilacı yavaş
metabolize ettiği gösterilmiştir. Yavaş metabolizma enzim etkinliğinin
sınırlı oluşuna ve indüksiyon eksikliğine bağlı olabilir ve genetik
faktörlerle belirlendiği anlaşılmaktadır. Deride döküntü meydana
gelirse fenitoin kesilmelidir. Döküntü eksfolyatif, purpura ya da bül
tarzındaysa ya da lupus eritematosus, Stevens-Johnson sendromu ya da
toksik epidermal nekroliz kuşkusu varsa bu ilaca devam edilmemeli ve
başka bir tedavi düşünülmelidir. Döküntü daha hafif tipteyse (kızamık
ya da kızıl gibi) döküntü tümüyle kaybolduktan sonra tedaviye geri
dönülebilir. Tedaviye tekrar başladıktan sonra döküntü yeniden ortaya
çıkarsa bir daha fenitoin tedavisi uygulanması kontrendikedir.
Literatür raporları fenitoin, kraniyal radyasyon ve
kortikosteroidlerin aşamalı olarak azaltılması şeklinde bir kombine
uygulamanın eritema mültiforme ve/veya Stevens-Johnson sendromu
ve/veya toksik epidermal nekroliz gelişmesiyle bağlantılı
olabileceğini düşündürmektedir. Yukarıdaki durumların herhangi birinin
görüldüğü hastalarda yapısal olarak benzer bileşikler (örn;
barbitüratlar, süksinimidler, oksazolidindionlar ve başka benzer
bileşikler) kullanılıyorsa dikkat edilmelidir. Makrositoz ve
megaloblastik anemi meydana gelmiş olsa da, bu durumlar genellikle
folik asit tedavisine yanıt verir. Fenitoin tedavisine folik asit
eklenirse konvülsiyon kontrolü azalabilir. Fenitoin diyabetli
hastalarda serum glukoz düzeylerini de artırabilir. Fenitoin
hipoglisemi ya da başka metabolik nedenlere bağlı konvülsiyonlarda
endike değildir. Fenitoin absans (petit mal) konvülsiyonlarında etkili
değildir. Tonik-klonik (grand mal) ve absans (petit mal)
konvülsiyonları varsa kombine ilaç tedavisi gerekir. İlk akut
toksisite belirtisinde serumdaki ilaç düzeyinin belirlenmesi tavsiye
edilir. Serum düzeyleri çok yüksekse fenitoin tedavisinde dozun
azaltılması gerekir; semptomlar devam ederse fenitoin tedavisinin
kesilmesi tavsiye edilir. Antikonvülsan ilaç kullanan annelerin büyük
çoğunluğunun doğurduğu bebekler normaldir. Status epileptikusa bağlı
hipoksiye neden olma ve yaşamı tehdit etme ihtimalinin yüksek olması
sebebiyle ilacın majör konvülsiyonları önlemek için uygulandığı
hastalarda antikonvülsan ilaçların kesilmemesi önem taşır. Konvülsiyon
şiddeti ve sıklığının ilacın kesilmesinde hasta açısından ciddi bir
tehdit yaratmayacağı bireysel vakalarda gebelikten önce ve gebelik
sırasında ilacın kesilmesi düşünülebilir; ancak minör konvülsiyonların
bile gelişmekte olan embriyo ya da fötus açısından tehlike
yaratmayacağı güvenle söylenemez. Fenitoin ve başka antikonvülsan
ilaçlar kullanan kadınların çocuklarında yarık dudak/damak ve kalp
malformasyonları gibi konjenital malformasyonların insidansında artış
bildirilmesine ek olarak, fetal hidantoin sendromu da bildirilmiştir.
Bu sendromda fenitoin, barbitürat, alkol ya da trimetadion kullanan
annelerin çocuklarında prenatal büyüme geriliği, mikrosefali ve mental
gerilik görülür. Ancak, bu özelliklerin tümü birbiriyle ilişkilidir ve
sıklıkla başka nedenlere bağlı intrauterin büyüme geriliğiyle
bağlantılıdır. Fenobarbital ve/veya fenitoin verilen epilepsili
annelerin doğurduğu bebeklerde ilk 24 saat içinde yenidoğan pıhtılaşma
defektleri bildirilmiştir. Vitamin K’nın bu defekti önlediği ya da
düzelttiği gösterilmiştir ve doğumdan önce anneye ve doğumdan sonra
yenidoğana verilmesi tavsiye edilir. Fenitoinin düşük
konsantrasyonlarda anne sütüne geçtiği anlaşıldığından bu ilacı
kullanan kadınların bebeklerini emzirmesi tavsiye edilmez.
Yan Etkileri:
Bu ilacın intravenöz kullanımıyla bağlantılı en önemli toksisite
belirtileri kardiyovasküler kollaps ve/veya merkez sinir sistemi
depresyonudur. İlaç intravenöz yolla hızla uygulandığında hipotansiyon
meydana gelir. Uygulama hızı çok önemlidir, erişkinlerde dakikada 50
mg’ı ve yenidoğanlarda dakikada 1-3 mg/kg’ı geçmemelidir. Bu hızla
toksisite minimum düzeyde olacaktır. Kardiyovasküler Sistem: Atriyal
ve ventriküler ileti depresyonu ve ventriküler fibrilasyon ile ciddi
kardiyotoksik reaksiyonlar ve ölümler bildirilmiştir. Ağır
komplikasyonlar en sık yaşlı ya da ciddi hastalık tablosunda olanlarda
görülür. Merkezi Sinir Sistemi: Fenitoin tedavisinde en sık
karşılaşılan belirtiler bu sistemle ilgilidir ve genellikle dozla
ilişkilidir. Bunlardan bazıları nistagmus, ataksi, konuşmada güçlük,
koordinasyon azalması ve mental konfüzyondur. Baş dönmesi, uykusuzluk,
geçici sinirlilik, motor seğirmeler ve baş ağrısı de gözlemlenmiştir.
Ayrıca seyrek de olsa, fenotiyazin ve diğer nöroleptik ilaçların neden
oldukları kore, distoni, tremor ve asteriksise benzer, fenitoine bağlı
diskinezi bildirilmiştir. Uzun süreli fenitoin tedavisi uygulanan
hastalarda baskın duyusal periferik polinöropati gözlemlenmiştir.
Gastrointestinal Sistem: Bulantı, kusma, kabızlık, toksik hepatit ve
karaciğer hasarı. Deri ve Ekleri: Skarlitiniform veya morbiliform
döküntüleri de içeren ve bazen ateşin eşlik ettiği dermatolojik
belirtiler. En sık morbiliform döküntü (kızamık benzeri) görülür,
diğer tip dermatitler daha seyrek görülür. Ölüme yol açabilecek daha
ciddi diğer formlar büllü, eksfolyatif ya da purpuralı dermatit, lupus
eritematosus, Stevens-Johnson sendromu ve toksik epidermal nekrolizdir.
Hemopoetik Sistem: Fenitoin uygulanmasına bağlı zaman zaman bazıları
ölümcül olabilen hemopoetik komplikasyonlar bildirilmiştir. Bunlardan
bazıları trombositopeni, lökopeni, granülositopeni, agranülositoz ve
kemik iliği baskılanması ile beraber ya da tek başına seyreden
pansitopenidir. Makrositoz ve megaloblastik anemi meydana geldiğinde,
bu durumlar genellikle folik asit tedavisine yanıt verir. Benign lenf
düğümü hiperplazisi, psödolenfoma, lenfoma ve Hodgkin hastalığı gibi
lenfadenopati bildirilmiştir. Bağdoku Sistemi: Yüz hatlarında
kabalaşma, dudaklarda büyüme, gingiva hiperplazisi, hipertrikoz ve
Peyronie hastalığı. Immünolojik: Aşırı duyarlılık sendromu (artraljiler,
eozinofili, ateş, karaciğer işlev bozukluğu, lenfadenopati ya da
döküntü gibi semptomlar içerir, ancak bunlarla sınırlı değildir),
sistemik lupus eritematosus, periarteritis nodosa ve immün globülin
anormallikleri meydana gelebilir. Hala seyrek de olsa, bir kaç
bireysel vaka bildirimi siyahlarda deride döküntü ve hepatotoksisite
dahil aşırı duyarlılık reaksiyonlarının insidansının, artmış
olabileceğini düşündürmektedir. İntravenöz fenitoinin damar dışına
çıkmasıyla ya da çıkış olmadan lokal iritasyon, inflamasyon,
duyarlılık, nekroz ve deride dökülme bildirilmiştir.
İlaç Etkileşimleri:
Serum fenitoin düzeylerini artıran ya da azaltan ya da fenitoinin
etkileyebileceği pek çok ilaç vardır. Serum fenitoin
konsantrasyonlarının belirlenmesi özellikle olası ilaç
etkileşimlerinden şüphelenildiğinde önem taşır. Fenitoinin serum
düzeylerini artırabilecek ilaçlardan bazıları akut alkol kullanımı,
dikumarol, disulfiram, metilfenidat, omeprazol, tiklopidin ve
viloksazindir. Bunlara; analjezik/antienflamatuvar ajanlar (Azapropazon,
Fenilbutazon, Salisilatlar), anestezikler (Halotan), antibakteriyel
ajanlar (Kloramfenikol, Eritromisin, İzoniazid, Sulfonamidler),
antikonvülsanlar (Felbamat, süksinimidler), antifungal ajanlar (Amfoterisin
B, Flukonazol, Ketokonazol, Mikonazol, İtrakonazol), benzodiazepinler/psikotrop
ajanlar (Klordiazepoksit, Diazepam, Trazodon), kalsiyum kanal
blokerleri/kardiyovasküler ajanlar (Amiodaron, Diltiazem, Nifedipin),
H2-antagonistleri, Hormonlar (Östrojenler), oral hipoglisemik ajanlar
(Tolbutamid), serotonin geri alım inhibitörleri (Fluoksetin) dahildir.
Fenitoinin serum düzeylerini düşürebilecek ilaçlardan bazıları
antibakteriyel ajanlar/florokinolonlar (siprofloksasin ve rifampin
gibi), kronik alkol kullanımı, diazoksit, rezerpin, sükralfat,
teofilin ve vigabatrindir. Molindon hidroklorür fenitoinin emilimini
bozan kalsiyum iyonları içerir. Emilim sorunlarının önüne geçmek için,
kalsiyum içeren antasit preparatları dahil kalsiyum preparatları ile
fenitoinin alım zamanları buna göre ayarlanmalıdır. Fenitoinin serum
düzeylerini artırabilen ya da azaltabilen ilaçlar: Antikonvülsanlar (Karbamazepin,
Fenobarbital, Sodyum valproat, Valproik asit), antineoplastik ajanlar,
Benzodiazepinler, fenotiyazinler, psikotrop ajanlar (Klordiazepoksit,
Diazepam). Fenitoinin karbamazepin, fenobarbital, valproik asit ve
sodyum valproatın serum düzeyleri üzerindeki etkileri önceden tahmin
edilememektedir. Gerçek bir ilaç etkileşimi olmasa da, trisiklik
antidepresanlar duyarlı hastalarda konvülsiyonları başlatabilir ve
fenitoin dozunun ayarlanması gerekebilir. Kandaki düzeyleri ve/veya
etkileri fenitoin tarafından değiştirilebilecek ilaçlardan bazıları
klozapin, kortikosteroidler, kumarin grubu antikoagülanlar,
siklosporin, diazoksit, furosemid, lamotrigin, paroksetin, teofilin ve
vitamin D’dir. Antibakteriyel ajanlar (Doksisiklin, prazikuantel,
rifampin, tetrasiklin), antifungal ajanlar, antineoplastik ajanlar,
kalsiyum kanal blokerleri/kardiyovasküler ajanlar (Dijitoksin,
Nikardipin, Nimodipin, Kinidin, Verapamil), hormonlar (Östrojenler,
oral kontraseptifler), nöromüsküler blok yapan ajanlar (Alkuronyum,
pankuronyum, vekuronyum), opioid analjezikler (metadon), oral
hipoglisemik ajanlar (Klorpropamid, Glibürid, Tolbutamid) da bunlara
dahildir. Literatürde bildirilen vakalar enteral beslenme preparatları
ve/veya benzeri beslenme takviyeleri verilen hastalarda fenitoinin
plazma düzeylerinin beklenenden daha düşük olduğunu düşündürmektedir.
Bu nedenle fenitoinin enteral beslenme preparatlarıyla birlikte
uygulanmaması önerilir. Fenitoin serumdaki proteine bağlı iyot (PBİ)
düzeylerinin azalmasına neden olabilir. Ayrıca deksametazon ya da
metirapon testlerinde değerlerin normalden düşük çıkmasına da yol
açabilir. Fenitoin serum glukoz, alkali fosfataz ve gama glutamil
transpeptidaz (GGT) düzeylerinin yükselmesine neden olabilir. Fenitoin
kan kalsiyumu ve kan şekeri metabolizma testlerini etkileyebilir.
İlginizi Çekebilecek Diğer İlaçlar:
İlaç hakkında yorum yapın!