NEUPOGEN (Şırınga)
Kullanım Şekli:
Önerilen günlük doz 0.5 MIU/kg’dır. Bu miktar 16.6 mcl/kg solüsyona
eşdeğerdir. Sitotoksik kemoterapi ve otolog kemik iliği nakli
uygulanan hastalarda başlangıç doz s.c. enfüzyonla günde 2 MIU/kg’dır.
İntravenöz enfüzyonla günde 2 MIU/kg uygulanır. Gerektiğinde %5′lik
glikozla seyreltilebilir. Seyreltildikten sonra 24 saat içinde
kullanılmalıdır. 2-8°C arasında buzdolabında saklanmalı, asla
dondurulmamalıdır.
Endikasyonları:
Kronik miyeloid lösemi ve miyelodisplastik belirtiler haricinde malign
hastalık nedeniyle sitotoksik kemoterapi gören hastalarda febril
nötropeni oluş sıklığının ve nötropeni süresinin azaltılmasında ve
miyeloablatif tedaviden sonra kemik iliği nakli uygulanan hastaların
nötropeni süresinde ve klinik komplikasyonlarında endikedir.
Miyelosupresif ya da miyeloablatif tedavi sonrasında otolog periferik
kan progenitör hücrelerinin harekete geçirilmesi amacıyla tek başına
veya kemik iliği baskılayıcı kemoterapiyi takiben periferik kan
progenitör hücrelerinin (PKPH) enfüzyonu ile sağlanan hematopoetik
iyileşmeyi hızlandırmaya yönelik uygulamalar için endikedir. Ağır
konjenital nötropeni, siklik nötropeni veya ciddi ve tekrarlayan
enfeksiyon hikayesi ile birlikte MNS <=0.5×10 milyar/l olan idiyopatik
nötropenili çocuk veya erişkin hastalara uzun süreli olarak verilmesi,
nötrofil sayısının artırılması ve enfeksiyonlara bağlı olayların
sıklık ve süresinin azaltılması amacıyla endikedir.
Kontrendikasyonları:
Filgrastim veya ilacın içerdiği diğer yardımcı maddelerden herhangi
birine karşı aşırı duyarlılığı olduğu bilinen hastalarda
kontrendikedir. Sitotoksik kemoterapinin dozunu artırmak amacıyla
belirlenmiş doz şemaları dışında kullanılmamalıdır. Anormal
sitogenetik bulguları ve ağır konjenital nötropenisi (Kostman
sendromu) olan hastalarda kullanılmamalıdır.
Uyarılar:
Duyarlı kişilerde aşırı duyarlılık reaksiyonları gelişebilir. a) Malign hücre
gelişmesi: Granülosit koloni-uyarıcı faktör miyeloid hücrelerin
gelişmesini in vitro artırabilir ve bazı non-miyeloid hücrelerde de in
vitro benzer etkiler görülebilir. Miyelodisplastik sendromda veya
kronik miyeloid lösemide etkinlik ve güvenirliği tespit edilmemiştir.
Bu durumlarda endike değildir. Kronik miyeloid löseminin blast
transformasyonunun tanısını akut miyeloid lösemiden ayırt etmek için
özel dikkat gösterilmelidir. b) Sitotoksik kemoterapi uygulanan
hastalarda 0.3 MIU/kg/gün’ün (3 mcg/kg/gün) üzerindeki dozlarda
filgrastim alan hastaların %5′inden daha azında 100 x 10 milyar/l veya
daha yüksek lökosit sayısı görülmüştür. Bu lökosit sayısına
bağlanabilecek direkt bir advers etki bildirilmemiştir. Bununla
birlikte, ciddi lökositoz riski göz önünde bulundurularak, tedavi
sırasında düzenli aralıklarla lökosit sayımı yapılmalıdır. Lökosit
sayısı beklenen alt seviyenin 50×10 milyar/l üzerinde ise, tedavi
derhal kesilmelidir. PKPH mobilizasyonu için uygulanan tedavinin
kesilmesi ancak lökosit sayısının >100×10 milyar/l’ye yükselmesi
halinde uygundur. Hastalar yüksek doz kemoterapi ile tedavi edilirken
çok dikkatli olunmalıdır, çünkü tümör iyileşmesinin bu tedavi ile
arttığı tespit edilmemiştir ve yoğunlaştırılmış dozlarda kemoterapötik
ilaçlar kardiyak, pulmoner, nörolojik ve dermatolojik etkiler dahil
toksisite artışına yol açabilir. Tedavi, miyelosüpresif kemoterapiye
bağlı anemi ve trombositopeni riskini önlemez. Yüksek dozda kemoterapi
alma riskinden dolayı, hasta daha büyük anemi ve trombositopeni riski
altında olabilir. Trombosit sayısı ve hematokritin düzenli
izlenmelidir. Ciddi trombositopeniye neden oldukları bilinen ve tek
başına veya kombine edilerek kullanılan kemoterapötik maddeler
verilirken çok dikkatli olunmalıdır. Filgrastim ile mobilize edilen
PKPH’lerin kullanımı, miyelosupresif ya da miyeloablatif kemoterapiyi
takiben gelişen trombositopeninin derinliğinde ve süresinde azalma
sağlamıştır. c) Ağır kronik nötropeni (AKN) hastalarında: Lösemi veya
pre-lösemiye dönüşüm: Ağır kronik nötropenilere tanı koyulurken,
aplastik anemi, miyelodisplazi ve miyeloid lösemi gibi diğer
hematolojik hastalıklardan ayırım yapılması için özel bir dikkat
gösterilmelidir. Tam kan sayımları, lökosit formülü, trombosit sayısı
ve kemik iliği morfolojisi ile karyotip değerlendirilmesi tedaviye
başlamadan önce yapılmalıdır. Tedavi edilen ağır konjenital nötropeni
(Kostman sendromu) hastalarında düşük sıklıkta (yaklaşık %3)
miyelodisplastik sendrom (MDS) veya lösemi vakasına rastlanmıştır. Bu
sadece konjenital nötropenisi olan hastalarda gözlemlenmiştir.
Başlangıçta sitogenetik değerlendirmeleri normal olan yaklaşık %12′lik
bir hasta alt grubunda daha sonraki rutin değerlendirme tekrarlarında
monozomi 7′yi de içeren anomaliler saptanmıştır. Kostman sendromu
hastalarında anormal sitogenetik gelişimle karşılaşıldığında, tedaviyi
sürdürmenin riskleri ile yararları dikkatle değerlendirilmelidir; MDS
veya lösemi ortaya çıkması halinde tedavi kesilmelidir. Ağır
konjenital nötropeni (Kostman sendromu) hastalarının uzun süreli
tedavisinin, hastaları sitogenetik anormallikler, MDS veya lösemiye
dönüşüm açısından duyarlı hale getirip getirmediği şimdilik açık
değildir. Kostman sendromlu hastalarda morfolojik ve sitogenetik kemik
iliği incelemelerinin düzenli aralıklarla (yaklaşık olarak her 12 ayda
bir kez) yapılması önerilir. Kan sayımları: Trombosit sayısı,
özellikle tedavinin ilk haftalarında yakından izlenmelidir.
Trombositopeni geliştiren, yani trombosit sayısı 100000/mm3′ün altına
düşen hastalarda dozun azaltılması veya tedaviye ara verilmesi
düşünülmelidir. Hücre sayısının yakından izlenmesini gerektiren , anemi
ve miyeloid progenitör hücrelerin sayısında geçici artışlar gibi başka
kan hücresi değişiklikleri meydana gelebilir. Diğerleri: Viral
enfeksiyonlar gibi, geçici nötropeniye yol açan nedenler hariç
tutulmalıdır. Splenomegali, doğrudan doğruya tedavinin bir sonucudur.
Araştırmalarda, AKN’li hastaların %31′inin palpabl splenomegalisi
olduğu saptanmıştır. Radyografik olarak saptanan dalaktaki hacim
artışı, tedavinin ilk döneminde ortaya çıkar ve daha sonra belirli bir
düzeyde sabit kalır. Dozu azaltmanın, splenomegalinin ilerlemesini
yavaşlattığı veya durdurduğu görülmüş, hastaların %3′ünde ise
splenektomi yapılması gerekmiştir. Dalağın boyutları düzenli olarak
kontrol edilmelidir. Batın palpasyonu, dalak büyümesinin ortaya
koyulması için yeterli bir yöntemdir. Hastaların küçük bir bölümünde
hematüri/proteinüri meydana gelir. Bu olayın izlenmesi amacıyla
düzenli idrar incelemeleri yapılmalıdır. Yenidoğanda ve otoimmün
nötropenisi olan hastalarda güvenilirliği ve etkinliği
belirlenmemiştir. d) Periferik kan progenitör hücrelerinin
mobilizasyonu amaçlanan hastalar: Önerilen iki mobilizasyon yöntemini
(tek başına ya da kemik iliğini baskılayıcı kemoterapi ile kombine
filgrastim uygulaması) aynı hasta grubu üzerinde karşılaştıran
herhangi bir prospektif randomize çalışma yürütülmemiştir. Gerek
hastalar arasında, gerek CD34+ hücrelerinin laboratuvar tahlil
sonuçları arasındaki değişkenlik düzeyi, çalışmalar arasında bir
karşılaştırma yapmanın güçlüğünü ortaya koymaktadır. Bu nedenle, uygun
bir yöntemi önermek zordur. Mobilizasyon yönteminin seçiminde, her
hasta için bireysel olarak yürütülen tedavinin amaçlarıyla paralel bir
yaklaşım sağlanmalıdır. Daha önce sitotoksik ilaç kullananlar: Daha
önce yoğun miyelosupresif tedavi görmüş hastalarda, öngörülen minimum
hücre düzeyini (³2.0 x 10 milyon/CD34+ hücre/kg) sağlamaya ya da
trombosit artışını aynı düzeyde hızlandırmaya yetecek seviyede PKPH
mobilizasyonu gerçekleşmeyebilir. Bazı sitotoksik ilaçlar, özellikle
hematopoetik progenitör havuzu üzerinde toksisite yaratır ve
progenitör mobilizasyonunu ters yönde etkileyebilir. Melfalan,
karmustin (BCNU) ve karboplatin gibi ilaçların progenitör
mobilizasyonu girişiminden önce uzun süre kullanılmış olması,
tedavinin verimini düşürebilir. Öte yandan, melfalan, karboplatin ya
da BCNU ile filgrastimin birlikte uygulanmasının, progenitör
mobilizasyonunda etkili olduğu gösterilmiştir. Bir hastaya periferik
kan progenitör hücre nakli düşünülüyorsa, kök hücre mobilizasyonunun
tedavinin erken dönemlerinde gerçekleştirilmesi önerilmektedir. Bu
gibi hastalarda, yüksek doz kemoterapi uygulamasına geçilmeden önce
dolaşımdaki progenitör sayısına özellikle dikkat edilmelidir. Eğer
harekete geçirilen progenitör sayısı ölçüm kriterlerine göre
yetersizse, progenitör desteği sağlanmasını gerektirmeyen alternatif
tedavi şekilleri düşünülmelidir. Tedavi uygulanan hastalarda
progenitör hücre sayısının ölçülmesi aşamasında, kullanılan kantitatif
yönteme özen gösterilmelidir. CD34+ hücre sayısına ilişkin akım
sitometrik analiz sonuçları, kullanılan yönteme özgü değişkenlikler
içermektedir ve başka laboratuvarlarda yürütülen çalışmalara dayanarak
önerilen rakamlar dikkatle yorumlanmalıdır. İstatistiksel analiz,
enfüzyon yoluyla geri verilen CD34+ hücrelerinin sayısı ile yüksek doz
kemoterapiyi takiben trombosit sayısında görülen artış hızı arasındaki
bağıntının, karmaşık ancak sürekli bir ilişki olduğunu göstermektedir.
Minimum CD34+ hücre artışı düzeyi henüz yeterince tanımlanamamıştır.
Minimum artışın ³2.0×10 milyon hücre/kg olması gerektiği öne
sürülmüştür. Daha yüksek miktarlar iyileşme hızını artırmakta, bunun
altında kalan değerler ise daha yavaş bir iyileşme sağlamaktadır. Altı
aydan fazla tedavi gören osteoporozlu hastalarda kemik yoğunluğunun
izlenmesi önerilir. Ciddi böbrek veya karaciğer işlev bozukluğu olan
hastalarda etkileri konusunda araştırma yapılmamıştır. Miyeloid
progenitörün önemli düzeyde azaldığı hastalarda etkisi
araştırılmamıştır. Nötrofil sayısını artırıcı etki gösterir, esas
olarak nötrofil prekürsorları üzerine etki eder. Bu nedenle,
prekürsorları azalmış olan hastalarda nötrofil cevabı düşebilir (yoğun
radyoterapi veya kemoterapi ile tedavi edilenler gibi). Graft versus
host hastalığında etkisi tanımlanmamıştır. Gebelikteki güvenilirliği
hakkında bilgi bulunmamaktadır. Gebelikte ancak beklenen terapötik
yarar fetusun karşılaşabileceği riski maruz gösterebildiği takdirde
kullanılmalıdır. anne sütüne geçip geçmediği bilinmemektedir. Emziren
kadınlara tavsiye edilmez.
Yan Etkileri:
Sitotoksik kemoterapi uygulanan hastalarda: Önerilen dozlarda,
sıklıkla kas ve iskelet sisteminden kaynaklanan ağrılar eşlik eder.
Bunlar zaman zaman şiddetli (%3) olabilmekle birlikte genelde hafif ya
da orta şiddettedir (%10). Daha seyrek istenmeyen olaylar arasında
üriner sorunlar yer almaktadır (daha çok hafif ya da orta şiddette
dizüri). Nadiren, kan basıncında, klinik tedavi gerektirmeyen geçici
düşüşlerle karşılaşıldığı bildirilmiştir. Laktat dehidrogenaz, alkalen
fosfataz ve serumda ürik asit ile gamaglutamil transpeptidaz
düzeylerinde, geri dönüşümlü, doza bağımlı ve genellikle hafif ya da
orta derecede artışlarla sık olarak karşılaşılmaktadır. Filgrastim/kemoterapi
ve plasebo/kemoterapi ile tedavi edilen hastalarda eşit sıklıkta
görülen istenmeyen etkiler arasında bulantı ve kusma, saç dökülmesi,
ishal, yorgunluk, iştahsızlık, mükozit, baş ağrısı, öksürük, deri
döküntüsü, göğüs ağrısı, genel zayıflık, boğaz ağrısı, kabızlık ve
spesifik olmayan ağrılar bildirilmiştir. Yüksek doz kemoterapi ve
ardından otolog kemik iliği nakli uygulanan bazı vakalarda veno-oklusif
hastalık ve sıvı hacmi bozukluklarını içeren vasküler hastalıklar
bildirilmiştir. Bu hastalıkların ilaçla neden-sonuç ilişkisi
belirlenememiştir. Nadir olarak alerjik semptomlar bildirilmiş ve bu
vakaların yarısında, reaksiyonlar başlangıç dozuyla ilişkili
bulunmuştur. Genelde, i.v. uygulama sonrasında alerjik semptom
bildirimi daha fazladır. Bazı vakalarda, ilacın tekrar verilmesi,
semptomların yeniden oluşmasına neden olmuştur. Her ne kadar
sebep-sonuç açısından bir bağlantı kanıtlanmasa da, kemoterapiyi
takiben, özellikle bleomisin içeren uygulamalarla beraber kullanımı
ile, nadiren ve bazen ölümcül interstisyel pnömoni vakaları
tanımlanmıştır. Ağır konjenital nötropeni hastalarında: Klinik advers
reaksiyonlar içinde en sık karşılaşılanlar kemik ağrısı ve genel
kas-iskelet sistemi ağrılarıdır. Görülen diğer advers reaksiyonlar
arasında, az sayıda vakada ilerleyici olabilen splenomegali ve
trombositopeni vardır. Hastaların %10′dan daha az bölümünde, tedaviye
başlandıktan kısa bir süre sonra baş ağrısı ve diyare bildirilmiştir.
Anemi ve burun kanaması da aynı insidans ile, ancak yalnızca uzun
süreli kullanımdan sonra bildirilmiştir. Serum ürik asit, laktat
dehidrogenaz ve alkalen fosfataz düzeylerinde klinik belirtilere yol
açmayan geçici yükselmeler gözlenmiştir. Tokluk kan şekeri düzeyinde
geçici ve orta derecede düşüşler de gözlenmiştir. Tipik olarak AKN
hastalarının %2′sinden daha azında görülen advers reaksiyonlar,
enjeksiyon yerindeki reaksiyonlar, baş ağrısı, hepatomegali, artralji,
saç dökülmesi, osteoporoz ve deri kızarıklıklarıdır. Uzun süreli
tedavilere bağlı olarak AKN hastalarının %2′sinde kutanöz vaskülit
bildirilmiştir. Çok nadir olarak bazı vakalarda proteinüri/hematüri’ye
rastlanmıştır.
İlaç Etkileşimleri:
Miyelosupresif sitotoksik kemoterapi ile aynı gün verilen filgrastimin
güvenilirlik ve etkinliği belirlenmemiştir. Hızla bölünen miyeloid
hücrelerin miyelosupresif sitotoksik kemoterapiye olan duyarlığı göz
önüne alındığında, sitotoksik kemoterapiden 24 saat öncesi ile 24 saat
sonrası arasındaki sürede kullanılmaması tavsiye edilir. 5-floro-urasil
ile birlikte uygulandığı az sayıdaki hastanın ön bulgularına göre
nötropeninin ağırlığı artabilir. Diğer hematopoetik büyüme faktörleri
ve sitokinlerle olası etkileşmeleri henüz klinik deneylerde
araştırılmamıştır. Salin çözeltileriyle seyreltilmemelidir.
İlginizi Çekebilecek Diğer İlaçlar:
İlaç hakkında yorum yapın!