LANTUS Optiset (Flakon)

Kullanım Şekli:

Her gün aynı saatte olmak şartıyla, günün herhangi bir saatinde,  günde bir
kez uygulanmalıdır. İnsülin glarjin dozu ve uygulanım zamanı kişiye
göre ayarlanmalıdır. Tip 2 diabetes mellitus hastalarında, Lantus oral
etkili antidiyabetiklerle beraber uygula

Endikasyonları:

İnsülin tedavisine gerek duyulan tüm Diabetes Mellitus’lu hastalarda endikedir.
Orta etki süreli insülinlerin etkisi deri altı enjeksiyonu takiben 1.5
saat sonra başlar ve toplam 24 saat sürer. Maksimum etki 4. ve 12.
saatler arasındadır.

Kontrendikasyonları:

Hipoglisemi durumunda insülin kesinlikle kullanılmamalıdır.

Uyarılar:

Gereğinden fazla insülin enjekte edildiğinde, öğün atlandığında ya da
herzamankinden daha yoğun egzersiz yapıldığında hipoglisemi denilen
bir insülin reaksiyonu gelişebilir. İnsülin reaksiyonu ilk olarak
soğuk terleme, çarpıntı, sinirlilik, titreme gibi belirtilerle birden
bire başlayabilir . Bu belirtiler hemen şeker veya şekerli bir gıda
alınmasıyla giderilebilir. Bu nedenle diyabetli hastaların yanlarında
birkaç adet kesme şeker yada şekerli gıda taşımaları gereklidir.
Diyabetli bir hastanın yakınları, çalışma yerindeki arkadaşları
diyabetli olduğunu bilmeli ve hasta ciddi bir insülin reaksiyonu
geçirdiğinde nasıl müdahale yapılması gerektiği konusunda
bilgilendirilmelidir. Muhtemel bir boğulma riskine karşı bilinci
kapalı olan bir diyabetliye kesinlikle ağızdan bir şey yedirilip
içirilmemelidir. Hasta böyle bir durumdayken yan yatırılmalı ve acil
tıbbi yardım aranmalıdır. Bilinçsizlik durumu glukagon enjeksiyonu ile
de giderilebilir. Glukagon kullanıldığında , hastanın bilinci yerine
gelir gelmez ağızdan şeker veya şekerli gıda verilebilir. İnsülin doz
aşımında ise glukagona ek olarak bir doktor tarafından damar içine
glukoz verilebilir. Tekrarlayan insülin reaksiyonları gelişen ya da
bilinç kaybı görülen hastalar insülin dozunda değişiklik
gerekebileceği için doktora danışmalıdır. Ciddi hipoglisemi tedavi
edilmezse; geçici veya kalıcı beyin hasarına ve ölüme yol açabilir.
Diyabetik ketoasidoz ise genellikle kan şekerinin aşırı yükselmesi
durumudur. Bu çok ciddi bir durum olup, gereğinden daha az insülin
kullanılmasına bağlı olabilir. Hastalık ya da enfeksiyon sırasında
insülin gereksiniminin artması, diyete uyulmaması, insülin
enjeksiyonlarının atlanması ya da doktor tarafından reçete edilenden
daha az dozda kullanılması da bu duruma yol açabilir. İdrar
testlerinde gelişmekte olan bir ketoasidoz durumu idrarda aşırı
miktarda şeker ve keton bulunmasıyla kendini gösterir. Semptomları ise
susama, aşırı idrara çıkma, iştahsızlık, halsizlik, deri kuruluğu,
derin ve hızlı solumadır. Bu semptomlar birkaç saat veya gün içinde
giderek yerleşir. Bu gibi semptomlar görüldüğünde hemen doktora
danışılmalıdır. Bu semptomlar tedavi edilmezse; diyabetik koma ve
ölüme yol açabilir. Halen karışık türlerde insülin veya sığır
insüliniyle kontrol altına alınmış hastalar transfer edilirken,
kullanılan insülin preparatının saflığı, türü ve formülasyonu dikkate
alınarak doz ayarlaması yapılması gerekebilir. Kan glukoz kontrolü
büyük ölçüde iyileşen; örneğin, intensif insülin tedavisi uygulanan
hastalarda, alıştıkları uyarıcı semptomlarda değişiklik olabileceği
kendilerine uygun biçimde anlatılmalıdır. İnsülin plasenta engelinden
geçmez. Emzirmenin bebek için hiçbir riski yoktur. İnsüline bağımlı
diyabeti olan gebelerin intensif kontrolu önerilir. İlk trimester de
insülin gereksinimi genellikle düşerken, iki ve üçüncü trimesterde
artar.

Yan Etkileri:

Lokal aşırı duyarlılık reaksiyonları (enjeksiyon yerinde kızarıklık, şişme,
kaşıntı) nadiren görülür ve tedavi sürdürüldükçe kaybolur. Direngen
alerjik reaksiyonlar ve lipoatrofi çok nadir görülür. Aynı küçük alana
çok sık enjeksiyon yapılması neticesinde lipohipertrofi görülebilir.

İlaç Etkileşimleri:

Başka ilaçlarla beraber kullanılması insülin gereksinimini etkileyebilir.
MAO inhibitörleri, non-selektif beta blokerler, anjiyotensin
dönüştürücü enzim inhibitörleri, salisilat, anabolik steroidler, oral
antidiyabetikler ve alkol insülinin hipoglisemik etkisini artırabilir.
Oral kontraseptifler, tiyazidler, kortikosteroidler, tirod hormonları
ve sempatomimetikler insülinin etkisini azaltabilen ilaçlardır.

Yorum Yap

LANZEDİN (Mikropellet Kapsül)

Kullanım Şekli:

Duodenal ülserin kısa süreli tedavisi: Önerilen doz 4 hafta süre ile
günde 1 kere 30 mg’dır. Helicobacter pylori’nin yok edilmesi için üçlü
tedavi: Lansoprazol 30 mg, amoksisilin 1 g ve klaritromisin 500 mg, 12
saat ara ile günde 2 kere 10-14 gün süre ile verilir. İkili tedavi: 30
mg lansoprazol ve 1 g amoksisilin 8 saat ara ile günde 3 kere 14 gün
süre ile verilir. Duodenal ülserde iyileşmeyi idame için: Önerilen doz
günde 1 kere 30 mg’dır. Gastrik ülserin kısa süreli tedavisi: Önerilen
doz günde 1 kere 30 mg olup 8 haftaya kadar alınabilir.
Gastroözofageal reflü hastalığı (GERD): Semptomatik vakaların kısa
süreli tedavisi için, günde 1 kere 30 mg lansoprazol 8 haftaya kadar
alınabilir; erozif özofajitin kısa süreli tedavisi, günde 1 kere 30 mg
lansoprazol 8 haftaya kadar alınabilir. İyileşmeyen vakalarda (%5-10)
ikinci bir 8 haftalık kür uygulanabilir. Yine iyileşme olmazsa 8
haftalık kür tekrarlanabilir. Erozif özofajitte iyileşmenin korunması:
Önerilen doz günde 1 kez 30 mg lansoprazoldür. Patolojik
hipersekresyon durumları ve Zollinger-Ellison sendromu: Başlangıç dozu
günde 1 kere 60 mg’dır. Doz hastanın ihtiyacına göre ayarlanır ve
klinik olarak endike olduğu sürece uygulanır. Lansoprazol günde 2 kere
90 mg’a kadar dozda kullanılmıştır.

Endikasyonları:

Duodenal ülser, H. pylori enfeksiyonu ile seyreden duodenal ülser,
gastrik ülser, NSAİ ilaçlar ile ilişkili gastrik ülser,
gastroözofageal reflü hastalığı ve erozif özofajit, Zolinger-Ellison
sendromunun da dahil olduğu patolojik hipersekresyon durumları, 1-17
yaş pediyatrik hastalarda görülen semptomatik gastroözofageal reflü
hastalığı ve erozif özofajitin kısa süreli tedavisinde de
kullanılmaktadır.

Kontrendikasyonları:

Lansoprazole karşı aşırı duyarlı olan kişilerde kullanılmamalıdır.

Uyarılar:

18 yaşın altındakilerde güvenilirliği ve etkinliği henüz
gösterilmediğinden, kullanılmamalıdır. Yaşlılarda doz ayarlamasına
gerek yoktur. Yaşlılarda, mide asit salgısı ve diğer mide
fonksiyonları yaşa bağlı olarak azalabilir. Bu grup yaşlılarda,
dikkatli olunmalıdır. Karaciğer yetmezliği olan hastalarda, plazma
düzeyi eğrisinin altındaki alan (AUC) artar ve ilacın atılımı gecikir.
Bu yüzden günde 30 mg’ın üzerine çıkılmamalıdır. Yüksek dozlarla
yapılan hayvan araştırmalarında, lansoprazolün fetüs kanında anne
kanına göre daha yüksek yoğunluklara ulaştığı, tavşanlarda fetüs
mortalitesinde yükselmeye neden olduğu saptanmıştır. Bu yüzden,
gebelerde ya da gebe kalma olasılığı yüksek olan kadınlarda
kullanılmamalıdır. Lansoprazol, anne sütüne geçer. Olası riskler
yüzünden emzirenlerde kullanılması önerilmez.

Yan Etkileri:

Bazı hastalarda, döküntü, kaşıntı gibi aşırı duyarlılık belirtileri
görülebilir. Bu tür aşırı duyarlılık belirtilerinin ortaya çıktığı
hastalarda, tedaviye son verilmelidir. Bazı hastalarda karaciğer
transaminazlarında yükselme görülebileceğinden, özellikle karaciğer
bozukluğu olan hastalar yakından izlenmelidir. Ayrıca ender olarak;
anemi, lökopeni, eozinofili, kabızlık, diyare, bulantı, ağız kuruluğu ,
karında şişkinlik, baş ağrısı, uyku hali ya da uykusuzluk ve ateş
görülebilir.

İlaç Etkileşimleri:

Lansoprazol, sitokrom P450 enzim sistemi ile metabolize olur.
Lansoprazolün teofilin ile birlikte kullanımı teofilin klirensinde
minör (%10) bir artış oluşturabilir. Bu nedenle, teofilin ile birlikte
kullanım sırasında gereğinde doz ayarlaması yapabilmek için hastalar
yakından takip edilmelidir. Lansoprazolün sukralfat ile birlikte
kullanımı biyoyararlanımını %30 oranında azaltmaktadır. Bu yüzden,
lansoprazol sukralfat alımından en az yarım saat önce kullanılmalıdır.
Lansoprazol gastrik asit sekresyonunu inhibe ettiği için,
biyoyararlanımları açısından gastrik pH’nın önemli oIduğu ketokonazol,
ampisilin esterleri, demir tuzları, digoksin gibi ilaçların emilimini
etkileyebilir. Lansoprazol antasitlerle birlikte kullanılabilir.

Yorum Yap

LANVİS (Tablet)

Kullanım Şekli:

İndüksiyon dozu günde 1-2’ye bölünmüş dozlar halinde 100-200 mg/m2
vücut yüzeyi kadardır. İdame dozu günde 1-2’ye bölünmüş dozlar halinde
60-200 mg/m2’dir. Tedavi süresi hastanın durumuna göre ve kullandığı
diğer sitotoksik ajanların özelliklerine göre değişmektedir.

Endikasyonları:

Akut lösemi, özellikle akut miyeloid lösemi ve akut lenfoblastik lösemi
tedavisinde endikedir. Aynı zamanda kronik granülositik lösemi
tedavisinde de kullanılır.

Kontrendikasyonları:

Tedavide ortaya çıkabilecek komplikasyonlara göre yarar/zarar
ilişkisinin göz önüne alınması gerekir.

Uyarılar:

Tioguanin ancak bu tür ilaçların uygulamasında deneyimli doktorların
denetimi altında kullanılabilecek aktif bir sitotoksik ajandır.
Tioguanin güçlü bir miyelosupresif olduğundan, remisyon indüksiyonu
sırasında her gün tam kan sayımı yapılmalıdır. Hastalar tedavi
süresince dikkatle izlenmelidir. Tioguanin tedavisinin başlıca yan
etkisi lökopeni ve trombositopeniye yol açan kemik iliği süpresyonudur.
Lökosit ve trombosit sayıları tedavi durdurulduktan sonra da düşmeye
devam eder; bu nedenle bu sayılardaki anormal derecede büyük bir
düşüşün ilk belirtisinde tedavi geçici olarak durdurulmalıdır.
Tioguanin yeterli derecede erken kesilirse kemik iliği süpresyonu
hemen düzelebilir. Akut miyeloid lösemide remisyon indüksiyonu
sırasında çoğu kez hastanın relatif bir kemik iliği aplazisi devresi
geçirmesi gerekebilir. Bu açıdan yeterli destekleyici olanakların
bulunması önemlidir. Miyelosupresif kemoterapi uygulanmakta olan
hastalar çeşitli enfeksiyonlara özellikle duyarlıdır. Remisyon
indüksiyonu sırasında ve özellikle hızlı hücre yıkımı oluşurken
hiperürisemi ve/veya hiperürikozüri ve ürik asit nefropatisi riskini
önlemek için uygun önlemler alınmalıdır. Tioguanin, hücre DNA’sı
üzerindeki etkisi yönünden potansiyel olarak mutajenik ve
karsinojeniktir. Tioguanin, diğer sitotoksik ajanlar gibi, potansiyel
olarak teratojeniktir. Tioguanini de içeren sitotoksik ajanların
kombinasyonlarının uygulanmış olduğu erkeklerin doğan çocuklarında
konjenital anomaliler bulunduğunun kaydedildiği birkaç olgu vardır.
Tioguaninin gebelik süresinde özellikle ilk 3 ay içinde kullanımından
mümkün olduğu kadar kaçınılmalıdır. Her bir olguda fetusa gelebilecek
zarara karşı anneye sağlanması beklenen yarar değerlendirilmelidir.
Tüm sitotoksik tedavilerde olduğu gibi, gebeliği önlemek için gerekli
olan tedbirler alınmalıdır. anne sütünde tioguanin veya metabolitleri
olduğu bildirilmemiş olmakla birlikte tioguanin uygulanan anneler
emzirmemelidir.

Yan Etkileri:

Tioguanin kombine tedavinin bir parçası olduğu için, görülen yan
etkileri yalnızca bu ajana bağlamak mümkün değildir. Tioguaninin de
yer aldığı tedavilerde gastrointestinal intolerans, stomatit, barsak
nekrozu ve perforasyonu, karaciğer fonksiyon bozukluğu ve sarılık
(tedavi durdurulduğunda reversibl olabilir), karaciğerin venooklüzif
hastalığının meydana geldiği kaydedilmiştir. Bu durum tedavi
kesildiğinde birçok olguda reversibl olabilir. Sitozin arabinozinle
birlikte yüksek kümülatif dozlarda tioguanin kullanan akut miyelogenes
lösemisi olan bir hastada sentrilobular hepatik nekroz bildirilmiştir.
Bu hasta aynı zamanda oral kontraseptif de alıyordu.

İlaç Etkileşimleri:

Busulfan ve tioguanin kombine tedavisi sonucunda, nodüler rejeneratif
hiperplazi, portal hipertansiyon ve özofagus varisi gelişmiştir.

Yorum Yap

LARGOPEN (Tablet)

Kullanım Şekli:

Günlük doz erişkinlerde 3-4×250-500 mg ve çocuklarda 3-4 eşit kısımda
uygulanan 20-40 mg/kg’dır.

Endikasyonları:

Amoksisiline duyarlı mikroorganizmaların (Staphylococcus aureus (penisilinaz
salgılamayan), alfa ve beta-hemolitik streptokoklar, Streptococus
faecalis, Diplococcus pneumoniae gibi gram pozitif mikroorganizmalar
ile Haemophilus influenzae, Neisseria gonorrhoeae, E. coli ve Proteus
mirabilis gibi gram negatif mikroorganizmalar) neden olduğu; tonsilit,
farenjit, akut ve kronik bronşit, pnömoni, sinüzit ve orta kulak
iltihabı gibi üst ve alt solunum yolları enfeksiyonları; sistit,
üretrit piyelonefrit, gonore, septik abortus, adneksit, ve puarperal
enfeksiyonlar gibi ürojenital sistem enfeksiyonları; flebit, abse,
erizipel, impetigo ve enfekte akne gibi deri ve yumuşak doku
enfeksiyonları ile sepsis ve bakteriyel menenjit tedavisinde
kullanılır. Patojen mikroorganizmaların amoksisiline duyarlılığının
belirlenmesi için bakteriyolojik incelemeler yapılmalı, gerektiğinde
enfeksiyonun yerine göre cerrahi müdahale uygulanmalıdır.

Kontrendikasyonları:

Penisilinlere karşı duyarlı kişilerde kullanılmamalıdır.

Uyarılar:

Penisilin tedavisi uygulanan hastalarda ciddi, bazen de öldürücü aşırı
anafilaktoid reaksiyonlar bildirilmiştir. Bu tipreaksiyonlar özellikle
çeşitli alerjenlere duyarlılığı olan kişilerde ve parenteral
uygulamalarda oral uygulamalara oranla daha sık görülmüştür.
Sefalosporinlere şiddetli reaksiyon gösteren hastalar penisilinlere
karşı da duyarlı olabilirler. Bu gibi hastalarda kullanılırken
dikkatli bir araştırma yapılmalı ve alerjik reaksiyon görüldüğünde
amoksisilin tedavisi kesilerek bu durumlarda genellikle kullanılan
antihistaminikler presöraminler ve kortikosteroidler ile uygun
tedaviye başlanmalıdır. Anafilaktoid reaksiyonlar bu maddelerin ve
adrenalinin acilen kullanılımını gerektirir. Aynı zamanda hava yolunun
açık tutulması sağlanmalı ve gerektiğinde entübasyon uygulanmalıdır.
Uzun süreli tedavilerde tüm güçlü ilaçlarda olduğu gibi hematopoetik
sistem, böbrek ve karaciğer fonksiyonları belirli aralıklarla
izlenmelidir. Tedavi süresinde mikotik (Candida) ya da bakteriyel (Enterobacter,
Pseudomonas) süperenfeksiyonlar gelişebilir, bu gibi durumlarda
amoksisilin tedavisi durdurulmalı ve süperenfeksiyona yol açan
mikroorganizmalara etkili ajanların kullanılmasına başlanmalıdır.
Amoksisilin idrarda yüksek konsantrasyonlara eriştiğinden Clinitest
Benedict ya da Fehling solüsyonu ile yapılan glukoz testlerinde yanlış
pozitif sonuçlar alınabilir. Bu nedenle idrarda glukozun enzimatik
glukoz oksidasyonuna dayanıklı testler ile aranması uygundur.
Amoksisilinin hamilelerde kullanım emniyeti kanıtlanmamıştır.
Amoksisilin anne sütüne geçer; bu nedenle emzirenlerde kullanıldığında
bu özelliği göz önünde bulundurulmalıdır.

Yan Etkileri:

Yan etkilere genellikle penisilinlere duyarlı kişilerde alerji, astım,
saman nezlesi ya da ürtiker gibi özgeçmişi olanlarda rastlanır. Glosit,
stomatit, bulantı, kusma, diyare, psödomembranöz kolit (bu
reaksiyonlar genellikle oral formlarla ilgilidir) gibi
gastrointestinal; eritem, makülopapüler kızartı, ürtiker, multiform ve
bazen eksfoliyatif dermatit gibi dermatolojik; anemi, trombositopeni,
trombositopenik purpura, eozinofili, lökopeni ve agranülositoz gibi
hematopoetik sistemi ilgilendiren yan etkiler izlenebilir. Hafif bir
SGOT artışı bildirilmişse de bunun klinik önemi bilinmemektedir.
Enfeksiyöz mononükleoz olgularında amoksisilin uygulaması alerjik deri
reaksiyonlarını daha kolayca ve de daha ciddi bir şekilde ortaya
çıkartacağından bu vakalarda amoksisilin kullanılmamalıdır.

İlaç Etkileşimleri:

Amoksisilin, digoksin veya allopurinolle birlikte kullanıldığında bu
ilaçların absorpsiyonlarını artırabilir. Allopurinolle beraber
alındığında ciltte kızarıklıkların oluşması insidansı artar. Kumarin
ile kullanılması halinde amoksisilinin kan düzeyi yükselir.

Yorum Yap

LARGACTIL (Ampul)

Kullanım Şekli:

Erişkinlerde i.m. veya i.v. infüzyon yoluyla gerektiğinde 24 saat
içinde 3-4 kez tekrarlanmak üzere 1-2 ampul uygulanır. Çocuklarda
psikiyatrik hastalıklarla terminal hastalıklardaki bulantı ve
kusmaların tedavisinde (1 yaşından küçük çocuklarda çok gerekli
değilse önerilmez), 1-12 yaş arası çocuklarda gerektiğinde 24 saat
içinde 3-4 kez tekrarlanmak üzere 0.5 mg/kg önerilir. Günlük
uygulanacak miktar 1-5 yaş arası 40 mg’ı; 6-12 yaş arası 75 mg’ı
aşmamalıdır. Anestezi girişimleri sırasında 1-12 yaş arası çocuklarda
başlangıç dozu olarak 0.5-1 mg/kg, idame dozu olarak gerektiğinde 24
saat içinde 4-6 kez tekrarlanmak üzere 0.5 mg/kg’lık dozlar önerilir.

Endikasyonları:

Nöropsikiyatride: Akut psikozlar: Ajitasyon durumları, hipomani ve
maniler, delirium nöbetleri, konfüzyonlu sendromlar. Kronik psikozlar:
Şizofrenik durumlar, özellikle paranoid şizofreniler, kronik delirium
durumları. Büyüklerde ve çocuklarda saldırganlık durumları, senil
demans sırasındaki eksitasyon durumları. Genel tıpta: Çeşitli
hastalıklar sırasında görülebilen anksiyete ve ajitasyon durumları.
Bulantı ve kusmalar, kaşıntılı dermatozlar, infantil nörotoksikozlar.
Anestezide: Hastanın anesteziye hazırlanması, potansiyalize anestezi.
Şok durumlarının önlenme ve tedavisi. Doğumda: Doğum analjezisi,
eklampsi.

Kontrendikasyonları:

Barbitürat ve alkol komaları, dar açılı glokom ve prostat
hipertrofisine bağlı olabilecek idrar tutulmalarında kontrendikedir.

Uyarılar:

Hastada hipertermi görüldüğünde klorpromazin tedavisine son verilmelidir.
Hipertermi nöroleptik ilaçlarla tedavi sırasında bildirilen habis
sendromun (solukluk, hipertermi, vejetatif sistem bozuklukları) bir
belirtisi olabilir. Özellikle tedavinin başında görülen somnolans hali
dolayısıyla makine veya araç kullanan hastalara dikkatli olmaları
söylenmelidir. Tedavi sırasında alkollü içki almamaları konusunda
hastalar uyarılmalıdır. Epileptik hastalarda epilepsi eşiğinin
azalabilmesi nedeniyle, bu hastalar yakın gözetim altında
bulundurulmalıdır. Nöroleptik ilaç alması gereken parkinsonlu
hastalarda klorpromazin dikkatle kullanılabilir. Yaşlı hastalarda (sedasyon
ve hipotansiyon olasılığı), ağır kardiyovasküler bozukluklarda (hemodinamik
değişiklikler, özellikle hipotansiyon olasılığı), böbrek ve karaciğer
yetmezliğinde (yetmezlik durumu kanda ilaç birikimine yol açabilir)
klorpromazin dikkatle kullanılmalıdır. Uzun süreli tedavilerde belli
aralıklarla kan ve göz muayeneleri yapılmalıdır. Gebelik ve emzirme
dönemlerinde ilacın yararı/risk oranı göz önünde tutulmadan
kullanılmamalıdır.

Yan Etkileri:

Nörolojik: Sedasyon ya da uyuklama. Diskinezi durumları: Erken
diskinezi durumları (spazmodik tortikolis, okülojir krizler, trismus)
antikolinerjik etkili parkinson ilaçlarıyla yatışır. Ekstrapiramidal
sendromlar, antikolinerjik etkili parkinson ilaçlarıyla kısmen
yatışır. Bütün nöroleptik uzun süreli ilaç tedavilerinde görülebilen
tardif diskineziler antikolinerjik etkili parkinson ilaçlarından
etkilenmezler. Vejetatif: Ortostatik hipotansiyon. Ağız kuruluğu,
kabızlık, göz uyumu bozuklukları ve idrar tutulması gibi atropinik yan
etkiler. Endokrin ve Metabolik: İmpotans, frijidite. Amenore,
galaktore, jinekomasti, hiperprolaktinemi. Diğer: Deri
pigmentasyonları, gözün ön segmentinde pigment çöküntüleri, çok seyrek
olarak lökopeni ve agranülositoz. Uzun süren tedavilerde 3-4 ayda bir
kan formulü kontrol edilmelidir. Nadir durumlarda ikter olduğu
bildirilmiştir.

İlaç Etkileşimleri:

Klorpromazin diğer antikolinerjik ilaçlarla birlikte kullanıldığında,
yan etki artışına (ağız kuruluğu , idrar tutulması vb.) yol açabilir.
Oral antikoagülanların etkisini azaltabilir. Alfa adrenerjik blokaj
yapabilir. Epilepsi eşiğini azaltabilir. Antikonvülzan ilaç kullanan
hastalarda dozaj ayarlaması yapmak gerekebilir. Birlikte propranolol
alan hastalarda her iki ilacın plazma düzeyi artabilir. Klorpromazinle
birlikte kullanıldıklarında antihipertansif ilaçların ve SSS
depresyonu yapan ilaçların (hipnotikler, trankilizanlar, anestezikler,
analjezikler) etkisi artabilir. Alkollü içecekler, levodopa ve lityum
tuzlarıyla birlikte kullanılmamalıdır. Klorpromazin; EKG sonuçları (Q
ve T dalgalarında değişiklik yapabilir), gonadorelin testi (fenotiyazinler,
kandaki prolaktin yoğunluğunu artırarak gonadoreline alınan yanıtı
azaltabilirler), idrarda immünolojik gebelik testleri (yalancı pozitif
ya da yalancı negatif sonuçlara yol açabilirler), Metirapon testi (ACTH
salgısını azaltabilir), idrarda bilirübin testi (yalancı pozitif
sonuca yol açabilir) sonuçlarını etkileyebilir.

Yorum Yap

LARİCİD (Film Tablet)

Kullanım Şekli:

Üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları ve komplike olmayan deri ve yumuşak
doku enfeksiyonlarında, 12 saat ara ile 250-500 mg uygulanır. Atipik
mikobakteriyel enfeksiyonlu yetişkin hastalarda önerilen başlangıc
dozu, 2×500 mg’dır. H.pylori eradikasyonunda tavsiye edilen doz, asit
sekresyonunu önleyici bir ajanla kombinasyon halinde 14 gün süreyle
günde 3×500 mg’dır.

Endikasyonları:

Streptococcus pyogenes’in etken olduğu faranjit/tonsillit;
Streptococcus pneumoniae’nin etken olduğu akut maksiller sinüzit gibi
üst solunum yolları; Haemophilus influenzae, Moraxella catarrhalis
veya Streptococcus pneumoniae’nin etken olduğu kronik bronşitin akut
alevlenmeleri, Mycoplasma pneumoniae veya Streptococcus
pneumoniani’nin etken olduğu pnömoni gibi alt solunum yolu;
Staphylococcus aureus veya Streptococcus pyogenes’e bağlı komplike
olmayan deri ve yumuşak dokunun (abseler genellikle cerrahi drenaj
gerektirir) hafiften orta dereceye kadar olan enfeksiyonlarının
tedavisinde endikedir. Klaritromisin, Mycobacterium avium veya
Mycobacterium intracellulare’ye bağlı yaygın ve lokal mikrobakteriyel
enfeksiyonların ve Mycobakterium chelonae, Mycobacterium fortuitum ve
Mycobacterium kansasaii’ye bağlı lokal enfeksiyonların tedavisinde
endikedir. Klaritromisin, asid supresyon varlığında Helicobacter
pylori eradikasyonu için endikedir; bu durum duodenal ülserin
tekrarlanmasını azaltır.

Kontrendikasyonları:

Makrolid antibiyotiklere karşı aşırı duyarlılığı olanlarda
kontrendikedir. Klaritromisin, daha önceden var olan kardiyak
anormalliklere (aritmi, bradikardi, QT aralığı genişlemesi, iskemik
kalp hastalığı, konjestif kalp yetmezliği gibi) veya elektrolit
dengesizliğine sahip, terfenadin tedavisi gören hastalarda
kontrendikedir.

Uyarılar:

Makrolidler dahil olmak üzere hemen hemen bütün antibakteriyel
ajanlarla psödomembranöz kolit rapor edilmiştir ve hafiften yaşamı
tehdit edecek kadar çeşitli derecelerde olabilir. Dolayısıyla,
antibakteriyel ajanların uygulanmasından önce, diyareli hastalarda bu
teşhisin değerlendirmeye alınması önemlidir. Antibakteriyel ajanlarla
tedavi, kalın barsağın normal florasını değiştirir ve
Clostridium’ların aşırı üremesine neden olabilir. Çalışmalar,
Clostridium difficile’in ürettiği bir toksinin antibiyotiğe bağlı
kolitin başlıca nedeni olduğunu göstermiştir. Psödomembranöz kolit
teşhisi konduktan sonra, terapötik ölçümler başlatılmalıdır.
Psödomembranöz kolitin hafif olguları, genellikle sadece ilacın
kesilmesine yanıt verebilirler. Orta ve şiddetli durumlarda sıvı ve
elektrolit tedavisi, protein suplementasyonu ve Clostridium
difficile’e karşı etkili bir antibakteriyel ilaçla tedavi
düşünülmelidir. Klaritromisin başlıca karaciğer ve böbrekle atılır.
Normal renal fonksiyonlu hepatik bozukluğu olan hastalarda doz
ayarlaması yapılmadan uygulanabilir. Bununla beraber, birlikte hepatik
bozukluğu olsun veya olmasın şiddetli renal bozukluk varlığında, dozun
azaltılması veya doz aralarının açılması uygun olabilir. Şiddetli
renal bozukluğu olan yaşlı hastalarda, doz ayarı düşünülmelidir.
Klaritromisinle linkomisin ve klindamisinde olduğu gibi diğer makrolid
antibiyotiklerle çapraz rezistans olasılığı da düşünülmelidir.
Klaritromisin, diğer alternatif tedavilerden hiç birinin uygun
olmadığı klinik durumlar hariç gebelerde kullanılmamalıdır. Eğer ilaç
alımı sırasında gebelik oluşursa, hasta, fetusun uğrayacağı potansiyel
zararlar konusunda bilgilendirilmelidir. Klaritromisinin insan sütüyle
atılıp atılmadığı bilinmemektedir. Emziren kadınlara klaritromisin
verirken dikkatli olunmalıdır.

Yan Etkileri:

Klinik çalışmalarda gözlenen yan etkilerin çoğunluğu hafif ve geçici türde
olup, klasik makrolidlere göre gastrointestinal yan etkilere daha az
rastlanmaktadır. Gözlenen yan etkilerin çoğu gastrointestinal sistemle
ilgili olup, diyare, kusma, abdominal ağrı, dispepsi ve bulantıdır.
Diğer yan etkiler baş ağrısı, tad değişikliği ve karaciğer
enzimlerinde geçici artışları içerir.

İlaç Etkileşimleri:

Klinik çalışmalar, teofilin ve karbamazepinin klaritromisinle birlikte
uygulanması sonucunda, kanda bu ilaçların düzeylerinde orta derecede
ama istatistiksel olarak anlamlı (P<=0.05) bir artış olduğunu
göstermiştir. Sitokrom P450 sistemiyle metabolize edilen varfarin,
ergot alkaloidleri, triazolam, midazolam ve siklosporin gibi ilaçlarla
birlikte klaritromisin kullanılması, bu diğer ilaçların serum
düzeylerindeki artışla ilgili olabilir. Klaritromisin ve digoksini
birlikte kullanan hastalarda yükselmiş digoksin serum
konsantrasyonları rapor edilmiştir. Serum digoksin düzeylerinin
kontrol edilmesi düşünülmelidir. Makrolidlerin terfenadin
metabolizmasına etki ettikleri rapor edilmiştir. Bu etki kardiyak
aritmilerle ilgili olup, terfenadin düzeylerinde artıştır. Astemizol
ve diğer makrolidlerin birlikte uygulanmasıyla benzer etkiler
görülmüştür. HIV enfeksiyonlu yetişkinlere sürekli olarak oral
klaritromisin ve zidovudin uygulanması, zidovudinin kararlı-durum
düzeylerinde düşüşe neden olabilir. Çocuklarda böyle bir reaksiyon
rapor edilmemiştir. Birlikte uygulandıklarında, klaritromisin veya
omeprazolun plazma konsantrasyonlarında artış olabilirse de, doz
ayarlamasına gerek yoktur.

Yorum Yap

LARMABAK (Göz Damlası)

Kullanım Şekli:

Devamlı kuru göz rahatsızlıklarında hastalıklı göze günde 3-4 kez,
gerektiğinde 8 keze kadar, 1 damla damlatılır.
Endikasyonları:

Gözyaşı yetersizliği olan kişilerdeki göz kuruluğuna bağlı semptomların
tedavisinde kullanılır.

Yan Etkileri:

Bazen gözde hafif irritasyon oluşabilir.

İlaç Etkileşimleri:

Etkisi aynı zamanda uygulanan diğer bir göz damlası ile değişebileceğinden
farklı damlalar 10 dakika arayla kullanılmalıdır.

Yorum Yap

LASİX (Tablet)

Kullanım Şekli:

Ortalama doz sabah bir defada verilmek üzere 1-2 tablettir. Çeşitli
durumlarda doz ayarı yapılır.

Endikasyonları:

Kalp ve karaciğer hastalıklarından kaynaklanan ödemler (assit), böbrek
hastalıklarından kaynaklanan ödemler (nefrotik sendromda ön planda
esas hastalık tedavi edilmelidir), akut kalp yetmezliği, özellikle
akciğer ödemi (furosemid diğer önlemlerle birlikte uygulanır), gebelik
komplikasyonlarına (gestozlar) bağlı olarak idrar yapımının azaldığı
hallerde volüm eksikliği giderildikten sonra, beyin ödeminde
destekleyici önlem olarak, yanıklara bağlı ödemler, hipertansiyon
krizlerinde diğer antihipertansif önlemlerle birlikte, zehirlenmelerde
zorlu diürezin desteklenmesi için kullanılır. Furosemidin etkisi oral
yoldan alımından sonra ilk saat içinde başlar ve ortalama 6-8 saat
devam eder. i.v. verilişten sonra diüretik etki hızla başlar. i.m.
verilişten sonraysa daha geç başlar.

Kontrendikasyonları:

İdrar yapımının eksik olduğu böbrek yetmezliği (anüri), bilinç kaybının söz
konusu olduğu hepatik koma ve prekoma, hipopotasemi, hipotansiyonlu ve
hipotansiyonsuz ağır sodyum eksiklikleri ve/veya kan volümünün
azaldığı haller (hipovolemi), furosemid ve sulfonamidlere karşı aşırı
duyarlılık durumlarında kontrendikedir.

Uyarılar:

Kan basıncında belirgin düşme, latent veya manifest diabetes mellitus
(düzenli kan şekeri kontrolleri), gut (düzenli ürik asit kontrolleri),
idrar yapma zolukları (örn. prostat hipertrofisi, üreter stenozu,
hidronefroz), karaciğer sirozu ve böbrek fonksiyon bozukluğunun bir
arada bulunduğu hastalar, prematüreler (kalsiyum içeren böbrek taşı -nefrolithiasis-
oluşma ve böbrek dokusunda kalsiyum tuzu birikme -nefrokalsinosis-
olasılığı; böbrek fonksiyonları izlenmeli, ultrasonografi
uygulanmalıdır) de dikkatli takip gereklidir. Hafif hipokalemi veya
hiponatremili hastalarda furosemid kullanılırsa, birlikte gerekli
elektrolit desteği de sağlanmalıdır. Kulak çınlaması ve reversibl veya
irreversibl işitme bozuklukları oluşabilir. Eğer parenteral uygulama
seçilmişse i.v. enfüzyon hızı yetişkinler için dakikada 4 mg’ı
aşmamalıdır. Furosemid kullanılması nadiren hipopotasemiye yol açtığı
için potasyumdan zengin besin maddelerinin (yağsız et, patates, muz,
domates, ıspanak, karnıbahar, kuru meyveler vs.) alınması daha
yararlıdır. Arada sırada potasyumlu veya potasyumu tutan ilaçların
verilmesi gerekebilir. Hipertansiyon tedavisi için furosemid
uygulanırken hastanın düzenli bir şekilde kontrol edilmesi gerekir.
Furosemid uygulanan kimselerde gerek kan basıncındaki düşmeye, gerekse
de diğer advers reaksiyonlara bağlı olarak şehir trafiğine aktif bir
şekilde katılma, caddede karşıdan karşıya geçme veya makinaları
kullanma gücü bozulabilir. Bu daha ziyade tedavinin başında ve ilaç
değiştirildiği zaman, keza tedavi sırasında alkol alınırsa söz
konusudur. Ciddi progresif hastalıkları olanlarda, furosemid kullanımı
sırasında azotemi ve oligüri oluşumunda artış olursa furosemid
tedavisi kesilmelidir. Oluşabilecek kan diskrazisi, karaciğer hasarı
ve idiyosenkratif reaksiyonlar, hiponatremi, hipokloremik alkaloz veya
hipokalemi açısından hasta gözlem altına alınmalıdır. Terleme,
bulantı, siyanoz gibi ilk belirtiler ortaya çıktığında uygulamaya
hemen son verilir. Mutad olarak alınan diğer önlemlerle birlikte hasta
baş aşağı yatırılır ve solunum yolları açık tutulur. İntravenöz yoldan
hemen epinefrin (adrenalin) uygulanır. 1/1000’lik bir epinefrin
çözeltisinin 1 ml’si 10 ml’ye seyreltilir ve bunun 1 ml’si (0.1 mg
epinefrin) nabız ve kan basıncı kontrol edilerek yavaş bir şekilde
zerkedilir. Epinefren enjeksiyonları gerekirse tekrarlanır. Daha sonra
i.v. glukokortikoidler, örneğin 250-1000 mg prednisolon-21-hidrojen
süksinat uygulanır, gerekirse tekrarlanır. Bunun ardından i.v. yoldan
plazma ekpander, human albumin, tam elektrolit çözeltisi gibi
solüsyonlar kullanılarak volüm substitüsyonu yapılır. Suni solunum,
oksijen inhalasyonu, kalsiyum ve antihistaminikler gibi diğer tedavi
önlemleri uygulanır. Daha önceden var olan bir metabolik alkaloz (örn.
dekompanse karaciğer sirozunda), furosemid tedavisi sırasında
kötüleşebilir. Furosemid gebelerde sadece kısa süreyle ve ancak
sağlayacağı yarar fetusta oluşabilecek zararlara üstünlük sağlıyorsa
kullanılabilir. Emziren annelere furosemid verilmesi gerekirse,
furosemidin anne sütüne geçebileceği ve laktasyonu inhibe edebileceği
düşünülmelidir. Böyle durumlarda emzirmeye son verilmelidir.

Yan Etkileri:

Artan idrar nedeniyle sıklıkla sıvı ve elektrolit dengesi bozuklukları
ortaya çıkabilir. Aşırı diüreze bağlı olarak özellikle tedavinin
başlangıcında ve özellikle yaşlı hastalarda ve çocuklarda baş ağrısı,
sersemlik hissi, görme bozuklukları, ağız kuruluğu , hipotansiyon ve
dik duruşta sirkülatuvar regülasyon bozukluğu gibi dolaşımla ilgili
bozukluklardan söz edilebilir. Ek olarak vücut suyunun kaybı (dehidratasyon)
ve dolaşımdaki kan hacminin azalmasına (hipovolemi) bağlı -özellikle
yaşlılarda- trombofilinin eşlik ettiği kan konsantrasyonu artması (hemokonsantrasyon)
görülebilir. Ekstrarenal potasyum kaybının bir sonucu olarak özellikle
aynı zamanda potasyum alımının azaldığı ve/veya ekstrarenal potasyum
kaybının arttığı (örn. kusma veya kronik diyareye bağlı) bir potasyum
eksikliği (hipokalemi) ortaya çıkabilir. Ayrıca karaciğer sirozu gibi
hastalığı olanlarda potasyum eksikliğine eğilim gelişebilir. Böyle
durumlarda hastalar izlenmeli ve gerekirse potasyum verilmelidir.
Potasyum eksikliği kendisini kas zayıflığı, tam veya kısmi paralizi
gibi nöromüsküler semptomlarla, kusma, konstipasyon, abdomen veya
barsaklarda aşırı gaz birikimi gibi intestinal semptomlarla, poliüri,
polidipsi gibi renal semptomlarla, impuls oluşumu ve yayılımında
bozukluklar gibi kardiyak semptomlarla belli edebilir. İleri derecede
potasyum eksikliği intestinal paraliziye (paralitik ileus) veya zaman
zaman komaya kadar gidebilen bilinç bozukluklarına neden olabilir.
Sodyum eksikliği -özellikle tuz alımının kısıtlandığı durumlarda-
böbreklerden sodyum kaybının artması sonucunda ortaya çıkabilir. Bu
durum kendini genellikle baldır krampları, iştahsızlık, güçsüzlük
hissi, uyku hali, apati, konfüzyon, kusma gibi semptomlarla belli
eder. Artmış renal kalsiyum kaybı, kalsiyum eksikliğine neden
olabilir. Bu, nadir olgularda tetaninin eşlik ettiği bir artmış
nöromüsküler irritabilite durumunu tetikleyebilir. Prematürelerde
kalsiyum içeren böbrek taşları oluşabilir ve böbrek dokusundaki
kalsiyum tuzları birikebilir. Artmış renal magnezyum kaybının bir
sonucu olarak hipomagnezemi ve nadir olgularda tetani veya kardiyak
aritmiler gözlenmiştir. Hidronefroz, prostat hipertrofisi ve üreter
darlıkları gibi hastalıklarda görülen miksiyon bozuklukları fazla
diürez sonucu ortaya çıkabilir veya artabilir. Furosemid tedavisi
sırasında serum lipidlerinin (kolesterol ve trigliseridler) düzeyleri
yükselebilir. Serum üre ve kreatinin düzeyleri geçici olarak
yükselebilir. Furosemid tedavisi sırasında sıklıkla kan ürik asit
konsantrasyonunda artma görülür. Bu, predispoze hastalarda gut krizine
neden olabilir. Şeker hastalığı varsa kan glukoz veya glukoz tolerans
testinde değişiklik olabileceğinden furosemid tedavisi sonucu hastanın
durumu kötüleşebilir veya latent bir diyabet manifest hale dönebilir.
Furosemid uygulamasından sonra nadir olgularda çoğu kez reversibl olan
işitme bozuklukları ve/veya kulak çınlaması ortaya çıkabilir.
Özellikle parenteral uygulamada ve enjeksiyonlar çok çabuk yapıldığı
zaman, özellikle böbrek yetmezliği varlığında böyle bir olasılık söz
konusudur. Daha önceden var olan bir metabolik alkaloz (örn.
dekompanse karaciğer sirozunda) furosemid tedavisi sırasında
kötüleşebilir. Nadir olgularda bulantı, kusma ve diyare gibi
gastrointestinal bozukluklar görülebilir. Zaman zaman allerjik
reaksiyonlar görülebilir. Örneğin dolaşım kollapsının eşlik ettiği
şiddetli ve bazen akut olarak hayatı tehdit eden reaksiyonlar (anafilaktik
veya anafiloktoid) nadirdir ve daha önce sadece i.v. uygulamanın
ardından ortaya çıktıkları tanımlanmıştır. Genel bir kural olarak
allerjik reaksiyonlar deri reaksiyonları (kaşıntı, ürtiker, büllöz
erüpsiyonlar, eritema multiforme, eksfolyatif dermatit, purpura)
şeklindedir ama ateşli haller, kan damarlarının veya böbreklerin
enflamasyonu (vaskülit veya nefrit) şeklinde de ortaya çıkabilir.
Furosemid kan tablosu değişikliklerine neden olabilir. Nadir olarak
eozinofili, hemolitik veya aplastik anemi, lökositopeni veya
agranülositoz ve zaman zaman trombositopeni bildirilmiştir. Bu kan
tablosu değişiklikleri hayatı tehdit edici olabilir. Nadir olgularda
parestezi ve zaman zaman deride fotosensitivite bildirilmiştir.
Respiratuvar distres sendromlu prematürelerde, hayatın ilk
haftalarında uygulanan furosemid Botallo kanalı persistansı riskini
artırabilir.

İlaç Etkileşimleri:

Kardiyak glikozidlerle (dijital tedavisi) birlikte furosemid
kullanılacağı zaman potasyum veya magnezyum eksikliğinin, kalp kasının
dijitale duyarlılığını artırabileceği akılda tutulmalıdır.
Glukokortikoidler, laksatifler veya karbenoksolonla birlikte
kullanıldığı zaman potasyum kaybının artabileceği düşünülmelidir. Bu
açıdan meyan kökü, karbenoksolonla aynı şekilde etki gösterir.
Nefrotoksik antibiyotiklerin (örn. aminoglikozidler, polimiksinler)
toksik etkisini furosemidin artırması olasılığı söz konusudur. Bu
nedenle özellikle böbrek fonksiyonu bozulmuş olan hastalarda hayatı
tehdit eden durumlar dışında bu tür bir kombinasyondan kaçınılmalıdır.
Romatoid hastalıkların tedavisinde yüksek doz salisilatlarla furosemid
kombinasyonu, salisilat toksisitesini artırabilir. Bunun nedeni,
salisilatlarla furosemidin renal itrah düzeyinde yarışmaları nedeniyle
salisilatların itrahının azalmasıdır. Diüretiklerle lityum birlikte
alınmamalıdır. Zira diüretikler, lityumun renal klirensini azaltıp,
lityum toksisitesi (kardiyotoksik, nörotoksik etkileri) oluşturabilir.
Kanamisin, gentamisin, tobramisin gibi aminoglikozid sınıfı
antibiyotikler işitmeyi bozucu etkisinin furosemidle birlikte
verildikleri zaman artabileceği akılda tutulmalıdır. Bu işitme
bozuklukları iyileşmeyebilir. Bu yüzden kombine tedavi ancak hayati
endikasyonlarda uygulanmalıdır. Furosemid bazan antibiyotikler ve
presör aminler (örn. adrenalin, noraadrenalin) gibi ilaçların etkisini
azaltabilir, salisilatlar, teofilin gibi ilaçlar kürar tipi kas
gevşeticilerin etkisini potansiyalize edebilir. Kan basıncını düşüren
diğer ilaçların etkisini furosemid artırabilir. Özellikle ADE
inhibitörleriyle kombine edildiğinde kuvvetli bir hipotansiyona, hatta
şoka yol açabilir. Gangliyonik veya periferik adrenerjik bloke edici
ajanların etkisini potansiyalize edebilir. Daha önceden furosemidle
tedavi görmüş hastalarda ADE inhibitörlerinin kullanılması, böbrek
fonksiyonlarında bozulmaya ve izole olgularda akut böbrek yetmezliğine
neden olabilir. Ototoksisite riski nedeniyle etakrinik asitle kombine
edilmemelidir. Nonsteroid antienflamatuvarlar (örn, indometazin,
asetilsalisilik asit) ve probenesid furosemidin etkisini azaltabilir
ve hipovolemisi olanlarda akut böbrek yetmezliğine yol açabilir.
Fenitoinle birlikte kullanımda da furosemidin etkisi azalabilir.
Sisplatin ve furosemid birlikte kullanıldığında bir işitme kaybı
olasılığı söz konusudur. Amaç, sisplatin tedavisi sırasında
furosemidle idrar atılımını artırmaksa (zorlu diürez), furosemidin
düşük dozda (örn. böbrek fonksiyonu normal ise 40 mg) ve pozitif bir
sıvı dengesiyle kullanılmasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde
sisplatinin nefrotoksisitesi artabilir. İzole olgularda kloralhidrat
alımının ardından 24 saat içinde, i.v. uygulamanın ardından hararet
hissi, terleme, huzursuzluk, bulantı, kan basıncında artış ve
taşikardi ortaya çıkabilir. Kortikosteroidlerin furosemidle birlikte
kullanılması potasyum eksikliğine zemin hazırlayabilir.

Yorum Yap

LAROXYL (Enterik Draje)

Kullanım Şekli:

Yetişkinlerde önerilen başlangıç dozu günde 3×10-25 mg’dır. İstenilen
terapötik yanıt alınana kadar doz kademeli olarak artırılabilir. İdame
dozu genellikle günde 50-100 mg sınırları arasında, tek doz halinde
akşamları ya da yatmadan hemen önce verilebilir. Nadir olarak günlük
dozun 150 mg’ı aşması gerekebilir. Bununla birlikte hospitalize
hastalarda dozun 300 mg’a kadar çıkartılması bazen gerekebilir. Yaşlı
hastalarda her zaman daha düşük dozlarla başlanmalıdır. Pediyatrik
kullanımda önerilmemektedir.

Endikasyonları:

Depresyon belirtilerinin giderilmesinde, özellikle de endojen
depresyonun tedavisinde endikedir.

Kontrendikasyonları:

Amitriptiline önceden aşırı duyarlığı bilinen kişilerde ve yakın
geçmişte miyokard enfarktüsü geçirenlerde kullanılmamalıdır. Ayrıca
monoamin oksidaz (MAO) inhibitörleri ile birlikte verilmemelidir.

Uyarılar:

Amitriptilin antimuskarinik etkileri nedeniyle üriner retansiyona
sebep olduğu için, prostat hipertrofisinde veya konstipasyonu olan
hastalarda, dar açılı glokom vakalarında veya göz içi basıncının
yüksek olduğu durumlarda dikkatli kullanılmalıdır. Amitriptilinin
kardiyovasküler rahatsızlıkları olan hastalarda kullanımı sırasında
hastalar yakından izlenmelidir. Trisiklik antidepresanların
epileptojenik etkileri olduğundan epileptik geçmişi olanlarda bu grup
ilaçlar dikkatli kullanılmalıdır. Bu grup ilaçlar diyabetik hastalarda
kan şekeri seviyelerini değiştirebilir. Karaciğerde metabolize
olduklarından karaciğer yetmezliği olanlara ihtiyatla verilmelidir.
Hipertiroidi olanlarda ilaca yanıtın artabileceği gözönüne
alınmalıdır. İntihara eğilimli olan depresyonlu hastalarda tedavi
sırasında dikkatli takip gerekir. Bipolar (manik depresif) hastalıkta
trisiklik antidepresanlar uygun tedavi aracı değildirler. Şizofreninin
depresif döneminde trisiklik antidepresanların kullanılması psikotik
semptomları artırabilir. Amitriptilin ile genellikle tedavinin
başlangıcında uyuklama hali görülebileceğinden hastaların otomobil
veya makine kullanmaları sakıncalıdır. Yaşlı hastalar ve adolesanlar
bu grup ilaçların yan etkilerine karşı daha duyarlı olduklarından
özellikle başlangıçta daha düşük dozların kullanımı önerilmektedir.
Hamileler özellikle ilk üç ayda kullanmamalıdır. Hamileliğin daha
sonraki dönemlerinde de çok büyük bir zorunluk olmadıkça
kullanılmamalıdır. Amitriptilin anne sütüne geçer. Bu nedenle süt
veren annelerde kullanılmamalı, kullanım zorunluğunda ise anne sütü
bebeğe verilmemelidir. 12 yaşın altındaki çocuklarda kullanımı
önerilmemektedir.

Yan Etkileri:

Amitriptilinin yan etkilerinin birçoğu, diğer trisiklik
antidepresanlarda olduğu gibi antimuskarinik etkilerinin bir
sonucudur. Antidepresan etki elde etmeden önce antimuskarinik yan
etkiler gelişebilir. Tedavinin devamında ya da başlangıçta daha düşük
dozlarla başlanıp sonradan dozun artırılması durumunda yan etkiler
azalmaktadır. Bu yan etkiler ağız kuruluğu , konstipasyon, üriner
retansiyon, bulanık görme ve akomodasyon bozuklukları, göz içi
basıncında artış ve hiperpireksidir. Uyku hali oldukça sık
karşılaşılan bir yan etkidir. Nispeten sık görülen diğer bir yan etki
de (özellikle yaşlı hastalarda) ortostatik hipotansiyon veya
taşikardidir. Trisiklik antidepresanların özellikle yüksek dozda
verildiklerinde aritmi, sinusal taşikardi oluşturdukları ve ileti
süresini uzattıkları bildirilmiştir. Bu grup ilaçların daha çok yaşlı
hastalardaki nörolojik advers etkileri arasında baş ağrısı, periferal
nöropati, ataksi, epileptik nöbetler, nadiren konuşma güçlükleri,
kulak çınlaması ve tremor gibi ekstrapiramidal semptomlar
verilmektedir. Gastrointestinal şikayetler ise ağızda metalik tat,
mide bulantısı ve kusma ile birlikte gastrik irritasyon şeklindedir.
Ürtiker ve anjiyoödem gibi alerjik cilt reaksiyonları ve ışığa
duyarlılık bildirilmiştir. Çok nadir olarak kolestatik sarılık,
eozinofili, kemik iliği depresyonu, trombositopeni, lökopeni ve
agranülositoz gibi kan hastalıkları da kaydedilmiştir. İlacın endokrin
etkileri arasında jinekomasti ve galaktore verilmektedir. Vücut
ağırlığında ve cinsel fonksiyonlarda değişmeler gözlendiği de
belirtilmiştir.

İlaç Etkileşimleri:

Alkol ve depresyona neden olan antimuskarinik ilaçlar dahil merkezi sinir
sistemi depresanlarıyla birlikte alınması halinde amitriptilinin yan
etkileri artabilecektir. Antiepileptikler ve barbütüratlar gibi enzim
oluşturucular trisiklik antidepresanların metabolizmasını
artırabilirler ve dolayısıyla daha düşük plazma konsantrasyonlarına ve
daha az antidepresan cevaba neden olabilirler. Buna karşılık simetidin,
metilfenidat ve nöroleptikler trisiklinlerin metabolizmasını
yavaşlatarak daha yüksek plazma konsantrasyonlarına ve beraberinde
toksisiteye yol açabilirler. Tiroid preparatları da trisiklik
antidepresanlara cevabı artırabilirler. Betanidin, debrisokuin,
guanetidin ve klonidinin antihipertansif etkileri trisiklik
antidepresanlarla azalabilir. Sempatomimetiklerin pressör etkileri
trisiklik antidepresanlarla artabilir ve vazokonstriktör olarak bu
ajanları içeren lokal anestezik preparatlar büyük dikkat ile
kullanılmalıdır. Sempatomimetikler i.v. olarak enjekte edildiklerinde
bu etkileşmenin daha riskli olması muhtemeldir. Trisiklik
antidepresanlar monoamin oksidaz (MAO) inhibitörleri alan hastalara
genellikle verilmemelidir. Daha önce MAO inhibitörü verilmiş olan
hastalarda ise en az 14 gün aradan sonra amitriptilin kullanılabilir.
Benzer şekilde trisiklik bir antidepresanın kesilmesinden sonra bir
MAO inhibitöre başlamak gerektiğinde birkaç gün beklenmelidir.
Antikolinerjik ilaçlarla trisiklik antidepresanların birlikte
verilmesi halinde paralitik ileus görülebilir. Antikolinerjik ve
nöroleptik ilaçlarla amitriptilin hidroklorürün birlikte kullanımı
sırasında hiperpireksi bildirilmiştir.

Yorum Yap

LASİX (Ampul)

Kullanım Şekli:

Oral ilaç alması uygun olmayan kişilerde ve acil durumlarda
kullanılmalıdır. Yetişkinlere ve 15 yaşını geçen gençlere başlangıç
olarak i.m. veya i.v. yoldan 20-40 mg (1-2 ampul) uygulanır. Sağlanan
etki yetersiz kalırsa uygulanan doz arzu edilen etki sağlanıncaya
kadar 2 saatlik aralıklarla her defasında 20 mg daha artırılır.

Endikasyonları:

Kalp ve karaciğer hastalıklarından kaynaklanan ödemler (assit), böbrek
hastalıklarından kaynaklanan ödemler (nefrotik sendromda ön planda
esas hastalık tedavi edilmelidir), akut kalp yetmezliği, özellikle
akciğer ödemi (furosemid diğer önlemlerle birlikte uygulanır), gebelik
komplikasyonlarına (gestozlar) bağlı olarak idrar yapımının azaldığı
hallerde volüm eksikliği giderildikten sonra, beyin ödeminde
destekleyici önlem olarak, yanıklara bağlı ödemler, hipertansiyon
krizlerinde diğer antihipertansif önlemlerle birlikte, zehirlenmelerde
zorlu diürezin desteklenmesi için kullanılır. Furosemidin etkisi oral
yoldan alımından sonra ilk saat içinde başlar ve ortalama 6-8 saat
devam eder. i.v. verilişten sonra diüretik etki hızla başlar. i.m.
verilişten sonraysa daha geç başlar.

Kontrendikasyonları:

İdrar yapımının eksik olduğu böbrek yetmezliği (anüri), bilinç kaybının söz
konusu olduğu hepatik koma ve prekoma, hipopotasemi, hipotansiyonlu ve
hipotansiyonsuz ağır sodyum eksiklikleri ve/veya kan volümünün
azaldığı haller (hipovolemi), furosemid ve sulfonamidlere karşı aşırı
duyarlılık durumlarında kontrendikedir.

Uyarılar:

Kan basıncında belirgin düşme, latent veya manifest diabetes mellitus
(düzenli kan şekeri kontrolleri), gut (düzenli ürik asit kontrolleri),
idrar yapma zolukları (örn. prostat hipertrofisi, üreter stenozu,
hidronefroz), karaciğer sirozu ve böbrek fonksiyon bozukluğunun bir
arada bulunduğu hastalar, prematüreler (kalsiyum içeren böbrek taşı -nefrolithiasis-
oluşma ve böbrek dokusunda kalsiyum tuzu birikme -nefrokalsinosis-
olasılığı; böbrek fonksiyonları izlenmeli, ultrasonografi
uygulanmalıdır) de dikkatli takip gereklidir. Hafif hipokalemi veya
hiponatremili hastalarda furosemid kullanılırsa, birlikte gerekli
elektrolit desteği de sağlanmalıdır. Kulak çınlaması ve reversibl veya
irreversibl işitme bozuklukları oluşabilir. Eğer parenteral uygulama
seçilmişse i.v. enfüzyon hızı yetişkinler için dakikada 4 mg’ı
aşmamalıdır. Furosemid kullanılması nadiren hipopotasemiye yol açtığı
için potasyumdan zengin besin maddelerinin (yağsız et, patates, muz,
domates, ıspanak, karnıbahar, kuru meyveler vs.) alınması daha
yararlıdır. Arada sırada potasyumlu veya potasyumu tutan ilaçların
verilmesi gerekebilir. Hipertansiyon tedavisi için furosemid
uygulanırken hastanın düzenli bir şekilde kontrol edilmesi gerekir.
Furosemid uygulanan kimselerde gerek kan basıncındaki düşmeye, gerekse
de diğer advers reaksiyonlara bağlı olarak şehir trafiğine aktif bir
şekilde katılma, caddede karşıdan karşıya geçme veya makinaları
kullanma gücü bozulabilir. Bu daha ziyade tedavinin başında ve ilaç
değiştirildiği zaman, keza tedavi sırasında alkol alınırsa söz
konusudur. Ciddi progresif hastalıkları olanlarda, furosemid kullanımı
sırasında azotemi ve oligüri oluşumunda artış olursa furosemid
tedavisi kesilmelidir. Oluşabilecek kan diskrazisi, karaciğer hasarı
ve idiyosenkratif reaksiyonlar, hiponatremi, hipokloremik alkaloz veya
hipokalemi açısından hasta gözlem altına alınmalıdır. Terleme,
bulantı, siyanoz gibi ilk belirtiler ortaya çıktığında uygulamaya
hemen son verilir. Mutad olarak alınan diğer önlemlerle birlikte hasta
baş aşağı yatırılır ve solunum yolları açık tutulur. İntravenöz yoldan
hemen epinefrin (adrenalin) uygulanır. 1/1000’lik bir epinefrin
çözeltisinin 1 ml’si 10 ml’ye seyreltilir ve bunun 1 ml’si (0.1 mg
epinefrin) nabız ve kan basıncı kontrol edilerek yavaş bir şekilde
zerkedilir. Epinefren enjeksiyonları gerekirse tekrarlanır. Daha sonra
i.v. glukokortikoidler, örneğin 250-1000 mg prednisolon-21-hidrojen
süksinat uygulanır, gerekirse tekrarlanır. Bunun ardından i.v. yoldan
plazma ekpander, human albumin, tam elektrolit çözeltisi gibi
solüsyonlar kullanılarak volüm substitüsyonu yapılır. Suni solunum,
oksijen inhalasyonu, kalsiyum ve antihistaminikler gibi diğer tedavi
önlemleri uygulanır. Daha önceden var olan bir metabolik alkaloz (örn.
dekompanse karaciğer sirozunda), furosemid tedavisi sırasında
kötüleşebilir. Furosemid gebelerde sadece kısa süreyle ve ancak
sağlayacağı yarar fetusta oluşabilecek zararlara üstünlük sağlıyorsa
kullanılabilir. Emziren annelere furosemid verilmesi gerekirse,
furosemidin anne sütüne geçebileceği ve laktasyonu inhibe edebileceği
düşünülmelidir. Böyle durumlarda emzirmeye son verilmelidir.

Yan Etkileri:

Artan idrar nedeniyle sıklıkla sıvı ve elektrolit dengesi bozuklukları
ortaya çıkabilir. Aşırı diüreze bağlı olarak özellikle tedavinin
başlangıcında ve özellikle yaşlı hastalarda ve çocuklarda baş ağrısı,
sersemlik hissi, görme bozuklukları, ağız kuruluğu , hipotansiyon ve
dik duruşta sirkülatuvar regülasyon bozukluğu gibi dolaşımla ilgili
bozukluklardan söz edilebilir. Ek olarak vücut suyunun kaybı (dehidratasyon)
ve dolaşımdaki kan hacminin azalmasına (hipovolemi) bağlı -özellikle
yaşlılarda- trombofilinin eşlik ettiği kan konsantrasyonu artması (hemokonsantrasyon)
görülebilir. Ekstrarenal potasyum kaybının bir sonucu olarak özellikle
aynı zamanda potasyum alımının azaldığı ve/veya ekstrarenal potasyum
kaybının arttığı (örn. kusma veya kronik diyareye bağlı) bir potasyum
eksikliği (hipokalemi) ortaya çıkabilir. Ayrıca karaciğer sirozu gibi
hastalığı olanlarda potasyum eksikliğine eğilim gelişebilir. Böyle
durumlarda hastalar izlenmeli ve gerekirse potasyum verilmelidir.
Potasyum eksikliği kendisini kas zayıflığı, tam veya kısmi paralizi
gibi nöromüsküler semptomlarla, kusma, konstipasyon, abdomen veya
barsaklarda aşırı gaz birikimi gibi intestinal semptomlarla, poliüri,
polidipsi gibi renal semptomlarla, impuls oluşumu ve yayılımında
bozukluklar gibi kardiyak semptomlarla belli edebilir. İleri derecede
potasyum eksikliği intestinal paraliziye (paralitik ileus) veya zaman
zaman komaya kadar gidebilen bilinç bozukluklarına neden olabilir.
Sodyum eksikliği -özellikle tuz alımının kısıtlandığı durumlarda-
böbreklerden sodyum kaybının artması sonucunda ortaya çıkabilir. Bu
durum kendini genellikle baldır krampları, iştahsızlık, güçsüzlük
hissi, uyku hali, apati, konfüzyon, kusma gibi semptomlarla belli
eder. Artmış renal kalsiyum kaybı, kalsiyum eksikliğine neden
olabilir. Bu, nadir olgularda tetaninin eşlik ettiği bir artmış
nöromüsküler irritabilite durumunu tetikleyebilir. Prematürelerde
kalsiyum içeren böbrek taşları oluşabilir ve böbrek dokusundaki
kalsiyum tuzları birikebilir. Artmış renal magnezyum kaybının bir
sonucu olarak hipomagnezemi ve nadir olgularda tetani veya kardiyak
aritmiler gözlenmiştir. Hidronefroz, prostat hipertrofisi ve üreter
darlıkları gibi hastalıklarda görülen miksiyon bozuklukları fazla
diürez sonucu ortaya çıkabilir veya artabilir. Furosemid tedavisi
sırasında serum lipidlerinin (kolesterol ve trigliseridler) düzeyleri
yükselebilir. Serum üre ve kreatinin düzeyleri geçici olarak
yükselebilir. Furosemid tedavisi sırasında sıklıkla kan ürik asit
konsantrasyonunda artma görülür. Bu, predispoze hastalarda gut krizine
neden olabilir. Şeker hastalığı varsa kan glukoz veya glukoz tolerans
testinde değişiklik olabileceğinden furosemid tedavisi sonucu hastanın
durumu kötüleşebilir veya latent bir diyabet manifest hale dönebilir.
Furosemid uygulamasından sonra nadir olgularda çoğu kez reversibl olan
işitme bozuklukları ve/veya kulak çınlaması ortaya çıkabilir.
Özellikle parenteral uygulamada ve enjeksiyonlar çok çabuk yapıldığı
zaman, özellikle böbrek yetmezliği varlığında böyle bir olasılık söz
konusudur. Daha önceden var olan bir metabolik alkaloz (örn.
dekompanse karaciğer sirozunda) furosemid tedavisi sırasında
kötüleşebilir. Nadir olgularda bulantı, kusma ve diyare gibi
gastrointestinal bozukluklar görülebilir. Zaman zaman allerjik
reaksiyonlar görülebilir. Örneğin dolaşım kollapsının eşlik ettiği
şiddetli ve bazen akut olarak hayatı tehdit eden reaksiyonlar (anafilaktik
veya anafiloktoid) nadirdir ve daha önce sadece i.v. uygulamanın
ardından ortaya çıktıkları tanımlanmıştır. Genel bir kural olarak
allerjik reaksiyonlar deri reaksiyonları (kaşıntı, ürtiker, büllöz
erüpsiyonlar, eritema multiforme, eksfolyatif dermatit, purpura)
şeklindedir ama ateşli haller, kan damarlarının veya böbreklerin
enflamasyonu (vaskülit veya nefrit) şeklinde de ortaya çıkabilir.
Furosemid kan tablosu değişikliklerine neden olabilir. Nadir olarak
eozinofili, hemolitik veya aplastik anemi, lökositopeni veya
agranülositoz ve zaman zaman trombositopeni bildirilmiştir. Bu kan
tablosu değişiklikleri hayatı tehdit edici olabilir. Nadir olgularda
parestezi ve zaman zaman deride fotosensitivite bildirilmiştir.
Respiratuvar distres sendromlu prematürelerde, hayatın ilk
haftalarında uygulanan furosemid Botallo kanalı persistansı riskini
artırabilir.

İlaç Etkileşimleri:

Kardiyak glikozidlerle (dijital tedavisi) birlikte furosemid
kullanılacağı zaman potasyum veya magnezyum eksikliğinin, kalp kasının
dijitale duyarlılığını artırabileceği akılda tutulmalıdır.
Glukokortikoidler, laksatifler veya karbenoksolonla birlikte
kullanıldığı zaman potasyum kaybının artabileceği düşünülmelidir. Bu
açıdan meyan kökü, karbenoksolonla aynı şekilde etki gösterir.
Nefrotoksik antibiyotiklerin (örn. aminoglikozidler, polimiksinler)
toksik etkisini furosemidin artırması olasılığı söz konusudur. Bu
nedenle özellikle böbrek fonksiyonu bozulmuş olan hastalarda hayatı
tehdit eden durumlar dışında bu tür bir kombinasyondan kaçınılmalıdır.
Romatoid hastalıkların tedavisinde yüksek doz salisilatlarla furosemid
kombinasyonu, salisilat toksisitesini artırabilir. Bunun nedeni,
salisilatlarla furosemidin renal itrah düzeyinde yarışmaları nedeniyle
salisilatların itrahının azalmasıdır. Diüretiklerle lityum birlikte
alınmamalıdır. Zira diüretikler, lityumun renal klirensini azaltıp,
lityum toksisitesi (kardiyotoksik, nörotoksik etkileri) oluşturabilir.
Kanamisin, gentamisin, tobramisin gibi aminoglikozid sınıfı
antibiyotikler işitmeyi bozucu etkisinin furosemidle birlikte
verildikleri zaman artabileceği akılda tutulmalıdır. Bu işitme
bozuklukları iyileşmeyebilir. Bu yüzden kombine tedavi ancak hayati
endikasyonlarda uygulanmalıdır. Furosemid bazan antibiyotikler ve
presör aminler (örn. adrenalin, noraadrenalin) gibi ilaçların etkisini
azaltabilir, salisilatlar, teofilin gibi ilaçlar kürar tipi kas
gevşeticilerin etkisini potansiyalize edebilir. Kan basıncını düşüren
diğer ilaçların etkisini furosemid artırabilir. Özellikle ADE
inhibitörleriyle kombine edildiğinde kuvvetli bir hipotansiyona, hatta
şoka yol açabilir. Gangliyonik veya periferik adrenerjik bloke edici
ajanların etkisini potansiyalize edebilir. Daha önceden furosemidle
tedavi görmüş hastalarda ADE inhibitörlerinin kullanılması, böbrek
fonksiyonlarında bozulmaya ve izole olgularda akut böbrek yetmezliğine
neden olabilir. Ototoksisite riski nedeniyle etakrinik asitle kombine
edilmemelidir. Nonsteroid antienflamatuvarlar (örn, indometazin,
asetilsalisilik asit) ve probenesid furosemidin etkisini azaltabilir
ve hipovolemisi olanlarda akut böbrek yetmezliğine yol açabilir.
Fenitoinle birlikte kullanımda da furosemidin etkisi azalabilir.
Sisplatin ve furosemid birlikte kullanıldığında bir işitme kaybı
olasılığı söz konusudur. Amaç, sisplatin tedavisi sırasında
furosemidle idrar atılımını artırmaksa (zorlu diürez), furosemidin
düşük dozda (örn. böbrek fonksiyonu normal ise 40 mg) ve pozitif bir
sıvı dengesiyle kullanılmasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde
sisplatinin nefrotoksisitesi artabilir. İzole olgularda kloralhidrat
alımının ardından 24 saat içinde, i.v. uygulamanın ardından hararet
hissi, terleme, huzursuzluk, bulantı, kan basıncında artış ve
taşikardi ortaya çıkabilir. Kortikosteroidlerin furosemidle birlikte
kullanılması potasyum eksikliğine zemin hazırlayabilir.

Yorum Yap